Adım
atmanın bu kadar zor bir şey olduğunun kanısındayken etrafımda insanların
koşuşturmalarını çözmeye çalışıyorum. Hayat mücadelesi bu herhalde diyorum ve o
zaman da kendimi bu mücadeleye sanki hiç başlamamış gibi hissediyorum. Oysaki
bu mücadeleyi sırtlanalı 10 seneyi geçti. 27 Temmuz 2001 de hayatın gerçeğiyle
yüzleşerek asıl adımımı atmış oldum. Belki de çevremdeki herkesten önce bu adımla
yüzleşmem, sonraki adımlarımı atmamda örnek oldu diyebilirim. Çünkü o günden
sonra, adımlarımı atarken daha düşünceli ve temkinli atmak zorundaydım. Her
şeye karşı kendimi güçsüz ve hemen yıkılabilir olarak görüyordum. Elimde olan büyük
imkânlara karşı, her zaman bir sıkıntı ve dert ile yüzleşiyordum. Ama ne olursa
olsun onların içinden çıkmayı başarabildim. Biraz bahsedecek olursam, o
zamanlar en büyük sıkıntım (başka dert yokmuş gibi) telefon faturalarımdı. Ortak
hesaptan ödeniyordu. İnternet daha yeni çıkmaya başlamış eve gelen faturalarda
kabarmaya başlamıştı. Fatura fazla gelince de laf yemeye başlıyordum. Kendimce
bu sıkıntımı çözümlemeye çalışırken, bu sefer cep telefonu faturam artmaya
başlamıştı. Tamam, bu sıkıntım için de çözüm yolları ararken asıl en büyük
sıkıntım ortaya çıkmıştı. Aslında sıkıntılarımın kaynağının o olduğunun farkına
vardığımda ise bir söz bile söylemeye gücüm yoktu. Çünkü o insan yani amcam hem
benim ortağım hem de benim büyüğümdü. Benim ona karşı saygı duymam gerekiyordu.
Asla bir söz söylememem ve o ne derse desin haklıdır deyip kabul etmem
gerekiyordu. Ne zaman karşı geldim, işte o zaman bir çatışma başlamış oldu ve
babamın senelerce düşünüp, uğraşıp ayırmaya çalıştığı ortaklığı bir gece gibi
kısa bir zamanda önümüze sunarak ayrılmamız gerektiğini söylüyordu. Yani yine
bir adım atmam gerekiyor ve yine yalnız yürümem söyleniyordu. Ne kadar çok
kendime güvensem de, ben her şeyi yapabilirim diyerek işletmeyi ben alsam da
etrafımda ki insanları dinlemem gerektiğinin farkına bir hafta gibi bir zamanda
vararak geri iade etmiştim. Bu sefer farklı yönde yürümeyi seçmiştim.
Hayallerimi unutmamam ve babama olan sözlerimi yerine getirmem gerekiyordu.
Önceliklerim vardı ve bunları gerçekleştirmem gerekiyordu. Yavaşta olsa o
adımları atarak gerçekleştirmeye başlamıştım. Öncelikle Bursa’nın en kaliteli
okullarından birini bitirerek ikinci adıma geçiyordum. Üniversite ve bunun
kaliteli bir yer olması gerekiyordu. Onu da elimden geldiğince çabalayarak,
Türkiye’nin sayılı okullarından birinde eğitimime başlayarak yalnız yürümeye
devam ediyordum. Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki Metalurji ve Malzeme
Mühendisliği bölümünü kendimce başarılı bir şekilde bitirdikten sonra hocalarım
arasındaki dürüst, çalışkan ve saygılı kişiliğimden dolayı yine tavsiye üzerine, Türkiye’nin sayılı kurumlarından
biri olan Tübitak’ ta çalışmaya başlıyordum. Sonrasında yüksek lisansa başlıyor
ve ders aşamasını geçtikten hemen sonra ani bir karar alarak askere gidiyordum.
Bu adımımı bin bir güçlükle atarak hayatımı değiştiriyor ve asıl en büyük
adımımı askerdeyken atıyor ve kalp ameliyatı oluyordum. O an o kararı alırken
ne kadar zorlandıysam da aslında benim için çok sağlıklı bir karar olduğunun
kanısına ameliyattan çıkınca varıyordum. O uzun ağrılara dayanmamın tek sebebi
ileride atabileceğim sağlam adımları düşünmekti. Aslında yazdıkça daha iyi
görmeye başlıyorum. Zamanında o kadar çok korkarak attığım adımlar, hep beni
daha iyi yönlere yönlendirmiş olduğunun farkına varıyorum. Çoğu zaman
zorlanarak belki de onlarca kez düşünerek attığım adımların hiçbirinden
pişmanlık duymamışım ve hatta sonrasında o adımı atabildiğim için kendimle
gurur duymuşum. Şu an pişmanlık duyduğum konulara gelince ise sadece adımı
atmakta geciktiğim için olduğunu düşünüyorum. Madem ben attığım hiçbir adımdan
şikâyet etmiyorum ve hatta gurur duyuyorum. O zaman bu adımları daha hızlı
atmak için ne bekliyorum? İçimdeki beni uyandırmak için illa birinin dürtmesi
mi gerekiyor. Ben kendim düşünerek, kendim çabalayarak ta bunu gayet harekete
geçirebilirim. Benim pişmanlıklarım sadece geç attığım adımlardan
kaynaklanıyorsa, o adımı atmak için ikinciye bile düşünmeme gerçekten gerek
olmadığının farkına varmak, beni çok ama çok mutlu etti. Bu yazılara başlamamın
başlarında sayılırım. Ama böyle yazarken kendimi tanıdığım için mutlu
olabiliyorum. Yazılara devam etmeyi, hatta hiç durmadan saatlerce yazmayı
istiyorum. Çünkü gerçekten yazarken kendimi keşfediyorum. Düşünmek insanı ne
kadar çıkmazların içine sokuyorsa, yazmak ta o çıkmazları açarak bambaşka
diyarlar keşfetmeni sağlıyor. Aslında kara kara düşünerek aldığım kararları ve
attığım adımları göz önüne alırsam, ne kadar da doğru adımlarla yürüdüğümün
farkına varıyorum.
Son
olarak o adımları hızlandırmamın zamanı çoktan geldiğinden, içimden o gücü
çıkarmak istiyorum. Bu gücü ortaya çıkardığımdan sonra olacakları görmek
istiyorum. İnsanoğlu değişmez ama bir de böyle hızlı kararlar vererek, yaşamın
tadını çıkarmak istiyorum. Temkinli ve düzgün bir şekilde geçirdiğim on senenin
ardından, değişmeye başlayarak geçireceğim seneleri, bir de bu şekilde
yaşayarak görmek istiyorum…
05.01.2012 – 01.00

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder