Nasıl Anlatılabilir Acaba
Yaşanılan Duygular...
Sabah kalkıp kahvaltı sofrasına
oturunca duymuştum ilk haberini. Afyon’ da patlama oldu ve çok sayıda şehidimiz
var, ilerleyen saatlerde isimlerini açıklamaya başlayacağız diye söylüyorlardı.
İsimler belli oldu altyazısı geçince ise ilk defa isimlere bakmak istemedim.
Hayatıma kaldığı yerden devam etmeye çalışıyordum. Açıklanan isimler ile ilgili
haberleri duydukça yolumu değiştirerek kaçmaya çalışıyordum. Ta ki telefonum
çalmaya başlayıncaya kadar. Telefondaki arkadaşımla gayet normal bir şekilde
açıp konuşmaya başladım. Kötü bir haber var diye söyleyince, lütfen SÖYLEME
dedim Lütfen bana kötü bir şeyler olduğunu söyleme dedim. Yalan olduğunu, doğru
olmadığını söyle dedim. Ama çoktan haberi almıştım bile. Yıkılmamak için
olduğum yere çöktüm ve kendimi toplamaya çalıştım. Yanlış bir haber olduğunu,
isim benzerliği olduğunu ispatlamak için elimden geleni yapmaya çalıştım. Çünkü
isminin başına yakıştıramıyordum onu. Zorda olsa elimden telefonu bırakmadan
internet sayfalarını karıştırıyor araştırmaya çalışıyordum. Hangi sayfayı açsam
büyük harflerle, kimi yerde UMUT, kimi yerde ÜMİT olarak geçiyordu adın.
Meslekte de yanlışlık olunca tamam işte o değil demeye çalışıyordum ki illa bir
yerlerden seni anlatmaya çalışıyorlardı. Hep bir yerlerden çıkacağını, patlamada
orada değildim demeni bekledim ama yine haberler kötüydü. İsimler eşleşmeye
başlamıştı bile. Yapamadım işte olmadı, ispatlayamadım. İçtima da ismin
okunduğunda orada olmadığın ortaya çıkmıştı bile çoktan. Tüm haberlerde, toplanan
parçaların kimliklerinin DNA sonuçlarıyla ortaya çıkacağını söylüyorlardı. DNA
eşleştirmeleri için bir anneden örnek alan doktora öyle cümleler kurmuştu ki bir
anne. “ Saçları da yanmış mıdır yavrumun, eğer yanmadıysa ben onu kokusundan
tanırım” diye söylediğini duyan birinin burnunun direği sızlamaz mıydı acaba? O
yirmi beş vatan evladının yakınlarını kimse düşünmüyordu bile. Yakınlarını
geçtim, sadece analarını bile düşünseler yeterdi ama acımasızca haberlere devam
ediyorlardı. Evladının bedenini bekleyen analara, parçaların tabuta konulup
lehimlenerek gönderileceğini bağıra bağıra anlatıyorlardı. Günler geçti
sonuçlar açıklandı. 16 Eylül Pazar günü ikindi namazını müteakip seni ve diğer
arkadaşlarını uğurlayacağımızı söylemişlerdi. O Pazar sabahı erkenden kalkıp
hazırlanmaya başladım. Öğlen saatinde evinin önünde seni uğurlamaya gelenler
ile beklemeye başladım. Gidemedim annenin yanına. Onun gözlerinin içine bakıp
ta konuşmaya cesaret edemedim. Seni aşağıda beklemeye çalıştım. Hareketlilik
başlayınca geldiğini anladım. Ağır ağır kapının önüne geldiğinde ise annenin
sesiyle paramparça oldu içim. Ablanın “KARDEŞİM” diye seslenmesiyle ise
söyleyecek bir söz bile bulamadan sadece yutkunabildim. O kapının önündeki herkes,
gün gelecek çoğu şeyi unutarak hayatlarına devam edebilecek. Peki ya annen!
Sabah kalkıp odanın önünden unutarak geçebilecek mi? Su içmek için bardak
almaya uzandığında senin bardağını gördüğü zaman o suyu rahatlıkla içebilecek
mi? Televizyon izlemek için oturduğunda senin koltuğunu görüp kim bilir
nerelere dalıp gidecek? Elbiseni koklamadan uykuya dalabilecek mi? Her şeye
rağmen senin o güzelliklerin içine gittiğini düşünmek bile insanın hayata
sıkıca sarılmasını sağlıyor. Camide annenin yanına gelerek taziyelerde bulunan devlet
büyükleri annenin gözlerinin içine bakarak vatan sağ olsun diyebilse de artık
kimse onlardan bir şey istemiyor. Ekranların önünde boyunu göstererek bir
yerlere gelinmez elbette ve bunlar bu canların haklarını iki cihanda da
veremeyecekler. Biz kendimizi yetiştirmek uğruna bin bir zorluklara göğüs
gersek te yukarıdakilerin ağzından çıkan iki kelime ile canlarımızı
verebiliyoruz.
Hatırlar mısın büyümenin ne demek
olduğunu konuştuğumuz zamanları. Beş sene öncesinde ne kadar da büyümüş
görüyorduk kendimizi ama zamanın gösterdikleriyle büyüyeceğimizi yeni anlamaya
başlamıştık. Biz bir kere babamızın yokluğuyla büyümüştük. Askerlik te ikinci
büyümemizi yapacaktık. Ama sen oyunu bozarak daha büyük olmayı seçtin. Ne
diyeyim ki sana şimdi? Yine aynı soruyu sorayım o zaman ben sana. Sadece tek
kelime: NEDEN?
