YAŞAMIN
GERÇEĞİ :)
Aslında bugün için çok farklı yazılar yazmayı düşünüyordum. Gece yarısı telefonla gelen haber ile bambaşka bir yazı yazmaya karar verdim.
Ne
kadar da zordur kötü haberi verebilmek ve sonrasında o anı yaşayabilmek.
Beklemediğin bir an, beklemediğin bir numara ve sonuç olarak gelen haber ile
ahirete intikal eden birini daha öğrenmek. Bir canın bu dünyadan ayrıldığı için
ardından hiçbir şey yapamadan sadece gözyaşı dökebilmek.
Birinin
yaşamdan ayrılarak bir daha görememe anını ben üç yaşındayken tatmıştım. Dedem,
harikulade insan, benimle vakit geçirmekten keyif alan kişi, yine beni
eğlendirmek adına beni yanına alarak odun kırmaya başlamış ve ben onun odun
kırmasını sayarken birdenbire devrilmişti ve ben ne olduğunu bile
anlayamamıştım. Apar topar bir araba ile onu götürdüklerinde bir daha geri
gelemeyeceğini hayal bile edememiştim. Sonrasında bu acıları yaşayarak büyümeye
başladım. Sıra ile çevremdekilerin başına geliyor ve bir bir sevdiklerim yanımdan
ayrılıyorlardı. Öyle vakitsizdi ki bu ayrılıklar asla inanasım gelmiyordu.
Gencecik yaşta arkadaşın gidiyor sen nereye gittiğini bile soramıyordun. Belki
de cevabını biliyor ama öğrenmek istemiyordun. Büyüklerden biri gittiğinde ise yanına
gelenlerin sadece suratına bakarak acılarını anlamaya çalışıyordun. Günler o
kadar hızlı geçiyordu ki birden bire kocaman bir adam oluyordun. Asla benim
başıma gelmemeli diye dua ettiğin şeyler yavaş yavaş etrafında dolaşmaya
başlıyordu. Sonra öyle bir an geliyordu ki, telefona inanmıyor, insanlara
inanmıyor, koştukça koşuyordun ve onun sessizce uzanışını gördüğünde resmen yıkılıyordun.
İnanabilir misin gerçekten onun seni yalnız bırakarak bir yerlere gittiğine? Bir
insan nasıl çıkarabilir ki aklından, babasının o sessiz gidişini? İnsanlar
gözyaşını görmesin diye yüreğini kanattığını? O toprağa koyarken canını bir
yarısını da oraya koyduğunu? Sevdiğini kendi eliyle o toprağın altına koymayan
bir insan ne kadar anlayabilir ki senin acını? Etrafa karşı dik durabilmek adına,
yerin altında ne kadar derin temeller attığını anlayabilirler mi gerçekten? O
sessizliğin içinde neleri gizlediğini gerçekten çözebilirler mi? Sonrasında her
ahirete intikal eden bir kişiyi, dört kol üzerinde götürürken akıttığın
gözyaşını silebilirler mi? Yaşadığın acıyı az da olsa hissedebilirler mi en
derininde bir yerlerde? Yaşamı bırakmanın her türlüsü başka bir acıdır. Geride
kalan için ise, yaşamayı tam anlamıyla öğrenmeye başlamanın tam zamanıdır. Bu
acılar seni büyütür ve yaşama hazırlar. Sen onları yaşayarak güçlenirsin ve
daha sağlam adımlar atmaya başlarsın. Gerçekten bu acıların daha en başında
sayılırım. Tamam, bende büyük acılar yaşadım ama dik durmayı öğrenebildim. Bu
gece gelen haber, başka bir yerimi kanattı bu sefer. Gencecik pırlanta gibi 9
ve 15 yaşında iki kız çocuğu. Artık hayata anneleri olmadan devam etmek
zorundalar. Âşık olacaklar ama sevdiği insanı, annesine anlatamayacaklar.
Onunla tanıştıramayacaklar. Birbirlerine hem annelik hem kardeşlik yapmayı
öğretecekler. Bir daha onunla asla dertleşemeyecekler. Belki de acılarını
birbirlerine bile belli etmeden yaşamaya çalışacaklar. Asıl o eş, başını
yastığa koyduğunda acaba uykuya dalabilecek mi? Geçirdiği onca senenin
ardından, onca sıkıntılara beraber göğüsleyebilmenin ardından, hayat
arkadaşının onu yalnız bırakabilmesini kaldırabilecek mi? Bu acıları yaşamayan
acaba anlayabilir mi acısının büyüklüğünü? Kelimelerin bittiği zamandayım. Ne
dersem acı dinmeyecek, o yüzden acıyı zamanında tam anlamıyla yaşamalı ve
sonrasında hayat gibi bir gerçeğin olduğunu unutmadan, acının içinde
kaybolmadan, sağlam adım atabilmeli
insanoğlu.
Böyle
kötü bir yazı yazmak istemedim hiçbir zaman. Her seferinde güzellikleri
yakalamaya çalışıyorum. Bu sefer içim acıdığı için onu paylaşmak istedim. Kendinizi
kötü hissetmeden siz de hayatınızda ki güzellikleri yakalayabilmek adına
sevdiklerinize kocaman sarılın. Onları öpücüklere boğun. Sevdikleriniz sizin
yanınızdan ayrılmamışken kıymetini bilin ve şükredin. Benden de bol bol
selamlar söyleyin J

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder