3 Ekim 2012 Çarşamba

NASIL ANLATILABILIR ACABA YASANILAN DUYGULAR...


Nasıl Anlatılabilir Acaba Yaşanılan Duygular...


Sabah kalkıp kahvaltı sofrasına oturunca duymuştum ilk haberini. Afyon’ da patlama oldu ve çok sayıda şehidimiz var, ilerleyen saatlerde isimlerini açıklamaya başlayacağız diye söylüyorlardı. İsimler belli oldu altyazısı geçince ise ilk defa isimlere bakmak istemedim. Hayatıma kaldığı yerden devam etmeye çalışıyordum. Açıklanan isimler ile ilgili haberleri duydukça yolumu değiştirerek kaçmaya çalışıyordum. Ta ki telefonum çalmaya başlayıncaya kadar. Telefondaki arkadaşımla gayet normal bir şekilde açıp konuşmaya başladım. Kötü bir haber var diye söyleyince, lütfen SÖYLEME dedim Lütfen bana kötü bir şeyler olduğunu söyleme dedim. Yalan olduğunu, doğru olmadığını söyle dedim. Ama çoktan haberi almıştım bile. Yıkılmamak için olduğum yere çöktüm ve kendimi toplamaya çalıştım. Yanlış bir haber olduğunu, isim benzerliği olduğunu ispatlamak için elimden geleni yapmaya çalıştım. Çünkü isminin başına yakıştıramıyordum onu. Zorda olsa elimden telefonu bırakmadan internet sayfalarını karıştırıyor araştırmaya çalışıyordum. Hangi sayfayı açsam büyük harflerle, kimi yerde UMUT, kimi yerde ÜMİT olarak geçiyordu adın. Meslekte de yanlışlık olunca tamam işte o değil demeye çalışıyordum ki illa bir yerlerden seni anlatmaya çalışıyorlardı. Hep bir yerlerden çıkacağını, patlamada orada değildim demeni bekledim ama yine haberler kötüydü. İsimler eşleşmeye başlamıştı bile. Yapamadım işte olmadı, ispatlayamadım. İçtima da ismin okunduğunda orada olmadığın ortaya çıkmıştı bile çoktan. Tüm haberlerde, toplanan parçaların kimliklerinin DNA sonuçlarıyla ortaya çıkacağını söylüyorlardı. DNA eşleştirmeleri için bir anneden örnek alan doktora öyle cümleler kurmuştu ki bir anne. “ Saçları da yanmış mıdır yavrumun, eğer yanmadıysa ben onu kokusundan tanırım” diye söylediğini duyan birinin burnunun direği sızlamaz mıydı acaba? O yirmi beş vatan evladının yakınlarını kimse düşünmüyordu bile. Yakınlarını geçtim, sadece analarını bile düşünseler yeterdi ama acımasızca haberlere devam ediyorlardı. Evladının bedenini bekleyen analara, parçaların tabuta konulup lehimlenerek gönderileceğini bağıra bağıra anlatıyorlardı. Günler geçti sonuçlar açıklandı. 16 Eylül Pazar günü ikindi namazını müteakip seni ve diğer arkadaşlarını uğurlayacağımızı söylemişlerdi. O Pazar sabahı erkenden kalkıp hazırlanmaya başladım. Öğlen saatinde evinin önünde seni uğurlamaya gelenler ile beklemeye başladım. Gidemedim annenin yanına. Onun gözlerinin içine bakıp ta konuşmaya cesaret edemedim. Seni aşağıda beklemeye çalıştım. Hareketlilik başlayınca geldiğini anladım. Ağır ağır kapının önüne geldiğinde ise annenin sesiyle paramparça oldu içim. Ablanın “KARDEŞİM” diye seslenmesiyle ise söyleyecek bir söz bile bulamadan sadece yutkunabildim. O kapının önündeki herkes, gün gelecek çoğu şeyi unutarak hayatlarına devam edebilecek. Peki ya annen! Sabah kalkıp odanın önünden unutarak geçebilecek mi? Su içmek için bardak almaya uzandığında senin bardağını gördüğü zaman o suyu rahatlıkla içebilecek mi? Televizyon izlemek için oturduğunda senin koltuğunu görüp kim bilir nerelere dalıp gidecek? Elbiseni koklamadan uykuya dalabilecek mi? Her şeye rağmen senin o güzelliklerin içine gittiğini düşünmek bile insanın hayata sıkıca sarılmasını sağlıyor. Camide annenin yanına gelerek taziyelerde bulunan devlet büyükleri annenin gözlerinin içine bakarak vatan sağ olsun diyebilse de artık kimse onlardan bir şey istemiyor. Ekranların önünde boyunu göstererek bir yerlere gelinmez elbette ve bunlar bu canların haklarını iki cihanda da veremeyecekler. Biz kendimizi yetiştirmek uğruna bin bir zorluklara göğüs gersek te yukarıdakilerin ağzından çıkan iki kelime ile canlarımızı verebiliyoruz.
Hatırlar mısın büyümenin ne demek olduğunu konuştuğumuz zamanları. Beş sene öncesinde ne kadar da büyümüş görüyorduk kendimizi ama zamanın gösterdikleriyle büyüyeceğimizi yeni anlamaya başlamıştık. Biz bir kere babamızın yokluğuyla büyümüştük. Askerlik te ikinci büyümemizi yapacaktık. Ama sen oyunu bozarak daha büyük olmayı seçtin. Ne diyeyim ki sana şimdi? Yine aynı soruyu sorayım o zaman ben sana. Sadece tek kelime: NEDEN?




11 Eylül 2012 Salı

OLMADI BU SEFER YA...

Malzeme Enstitüsü

Olmadı bu sefer kardeşim ya…

Günler geçtikçe, haberler duyurular derken “yaralı kurtulmuş” gibi bir haberde gelmeyince boğazım resmen kurudu ya. Nefesi bile zor alır hale geldim. Gözlerimi kapadığım anda o sandıkları taşıma anını düşünmeye, kafamda canlandırmaya başlıyor “NEDEN” sorusunu aklımdan atamıyorum. 11 Ağustos günü telefondaki 58 dakika 12 saniyelik konuşmamız aklımdan çıkmıyor. Neleri alacağını konuşuyorduk. Oraya gittiğinde yapacaklarını, başına gelebilecekleri anlatmaya çalışıyordum. Her şeyi en ince detayına kadar nasıl olmalı diye konuşurken geçen zamana aldırmıyorduk bile. Ne güzel yerler çıktığından bahsediyor ve hatta askerliği bitirip gelecekten bile konuşmaya başlamıştık. Nişan yapmaktan, evlilik tarihlerinden hatta geldiğinde nerede çalışmaya başlayıp, nerede yaşama konusuna kadar bile gelmiştik. Emir altında olduğundan canın sıkılacak ve bu yüzden sakın üzme diyordum anneni ve yengeyi. Hatta Seçil de biraz anlayış göstersin ki, çünkü o psikoloji zordur ve beraber atlatmanız gerekiyor gibi konuşmalar yapıyorduk. İşte şu hat iyi falan, konuşmanız rahat olur. Şunları yap vakit daha hızlı geçer gibi konuşma uzadıkça uzuyordu. Hayırlısıyla geç Afyon’ a, ziyarete geleceğim diyordum bir de. Olmuyor be kardeşim, hala inanmak dahi istemiyorum.

Beraber adım atmıştık Tübitak’ taki çalışma hayatımıza. Çay molalarına çağırdığımda bile “yok abi ya, Sabri bey şu işi bitirmemi istedi” diyerek gelemiyordun yanıma. Yemekte bile zor görüşür hale gelmiştik. Verilen görevleri en doğru ve güvenilir şekilde çalışmayı hayatımızın ilkesi edinmiştik. Sabahları ilk karşılaştığımızda ellerimizi yumruk yaptıktan sonra birbirimizi sarsarak sarılmamızı daha şimdiden özlemeye başladım ya. Hadi çaylar benden, poğaçalar senden diyerek yaptığımız o iş günlerinde ki kahvaltılar hep gözümün önüne geliyor.

Orada da verilen görevi en doğru ve güvenilir bir şekilde yaptığını tahmin edebiliyorum. Ama olayın akıbetine geldiğimde beynim “NEDEN” sorularıyla paramparça olmaya devam ediyor. O gece orada yapılmaması gerektiği halde sana o görevi verenler, bu görevi uygulatanlar, bu görevin zorluğunu bildiği halde yirmi küsur günlük askere (onlar profesyonel asker diyerek) o sandıkları taşıtanlar her iki cihanda da savunmalarını yapamayacaklar.

Sorular o kadar fazla ki sen olmayınca, cevapları vermeye çalışanlarda öküzlükten ileri gidemiyorlar. Kim ne anlatırsa anlatsın, verilen cezalar ya da uygulanmaya çalışılan yaptırımlar seni bize geri getirmeyecek. Babana kavuştuğunu düşünerek en güzel yerde bizi izlediğini biliyorum. Senin hakkını bizler hiçbir zaman ödeyemeyeceğiz.

Sen bu vatana hizmet uğruna yıllarca tüm zorluklara rağmen en güzel şekilde fizik mühendisliği gibi zor bir bölümü bitir. Sonra Türkiye’ nin sayılı kurumlarından birinde çalışmaya başla. Ardından yüksek eğitimine ara vermeden yine en başarılı şekilde devam et. Sonra hayatını düzene sokmak uğruna askerlik hizmetini yapmak için karar ver ve bu göreve başla. Sonrasında ise bizi NEDEN sorularıyla yalnız bırakarak ortadan kaybol.

Hadi be aslanım, hadi be kardeşim dön artık ve “BEN BURADAYIM” diye bağır bize de kendimize gelelim…


9 Mayıs 2012 Çarşamba

SABIRSIZLIKLAR ICINDE BEKLIYORUM SENI MINIK PRENSESIM :))


SABIRSIZLIKLAR İÇİNDE BEKLİYORUM SENİ MİNİK PRENSESİM

Güzel kızım ne de sabırsızlıkla bekliyorum gelmeni kelimelerle anlatamam. Ne kadar zorluklarla da dolu olsa bu yaşam, senin için yaşanabilir hale getirmek için var gücümle çalışacağım. Nefesi rahat alman için etrafında bir duman dahi bırakmayacağım. Sen ne kadar gelmemek için dirensen de ben senin için her şeyi hazırladığımda seni davet edeceğim. Annenle hayaller kuracağız. İpek saçlarının yumuşaklığını konuşacağız. Pamuk teninden bahsedeceğiz. Gözlerinin güzelliğini konuşup nazardan koruması için her gün Allah’ a dualar edeceğiz. Ağzından çıkan ilk kelimenin “BABA” olduğunu duyduğumuzda senin yüzünden ilk kavgamızı yapacağız. Sen de içten gelen o masumlukla bize kahkahalar atacaksın. Ne kadar kirli bir dünya da olsa geleceğin yer, senin rahat etmen için durmadan temizlemeye çalışacağım. Sonra adımlar atmaya başlayacaksın. Dizlerinin üzerine düştüğünde ise özellikle kaldırmayacağım. İçim paramparça olsa da, kendi ayaklarının üzerine kalkmanı hemen arkanda izleyeceğim. Seni ayaklarının üzerinde durduğunu görünce gözümden ilk yaşlar süzülecek. Sonra okula başlayacaksın. Yeni arkadaşların olacak. Onlardan birine âşık olduğunu söylediğinde o kıskançlıkla yerle bir edeceğim her yeri diye düşüneceğim ama sana bir şey belli etmemek için susmayı tercih edeceğim. Nefes aldığın sürece hemen arkanda sana bir nefes kadar yakın olacağım. Ama sen arkana döndüğünde, beni çok uzaklardaymış gibi bir nokta olarak göreceğinden kim olduğumu anlamayacaksın. Gözlerinden yaş damlamaması için adeta kendimle savaşacağım. Masallar anlatacağım en güzellerinden. Mutluluktan dahi akıtmamaya çalışacağım o damlaları. Dedeni sadece resimlerde gördüğün zaman içim burkulacak ona erkenci olduğu için tekrar kızacağım ama onunla yaşadığım güzel günleri her ayrıntısıyla tekrar tekrar anlatacağım. Resimlerde kalmaması için sanki bir gün zili çalıp kapıyı açarak içeri girecekmiş gibi anılar anlatacağım. Büyüdükçe benden uzaklaşacaksın ama yanımda uyuduğun günleri özleyeceğim. Şimşekten korkup yatağımıza geldiğinde sana “ne olursa olsun korkma, her zaman yanında olacağım” diye sözler vermeye çalışacağım. Sonra gün gelecek o minicik kalbini biri çalacak. Asla yanına yakıştıramayacağım. Tanışmamak için bin bir takla atacağım. İsterse yaşamda ki en iyi mesleğe sahip olsun. En yakışıklı kişi olsun. En en en iyi falan gibi özellikleri olsun. Asla yanında yürümesini kabullenemeyeceğim. Ama annenle bir olacaksın. Onunla tanıştırmak için, çok iyi bir insan olduğunu kabullendirmeye çalışacaksınız. Yine size kanacağım. Elbette ki tanışacağım. Mesafeyi hiçbir zaman bozmayacağım. Okulunu başarılarla dolu olarak geride bırakacaksın. Evlenmek istediğini söylediğinde yanına yakıştıramadığım için sesimi çıkaramayacağım. Sonrasında gün gelecek o kişiyle, bir gün anlamadığınız nedenden kavga edeceksiniz. Benim sevinçten bile yaşlar akmasını istemediğim gözünden, kızarana kadar ağladığını görünce deliye döneceğim. İşte o zaman karşıma alacağım. Suratını dağıtmam gerekirken, senin güzel hatırın için ne olduğunu dinleyeceğim. Kelimeler ağzından döküldükçe şaşıracağım. Ama seni deliler gibi sevdiğini görünce yavaş yavaş geri adımlar atmaya başlayacağım. Senin de onu ne kadar sevdiğini görünce bu iş tamam herhalde diyeceğim. Barışman için ben onun yanında olacağım. Kendi ellerimle güvenebildiğim kollara teslim edeceğim. Neredeyse benim kadar seni düşünen birini bulduğun için seninle gurur duyacağım. Hayatını birleştirmek üzere yuvamdan ayrıldığında kimseler görmeden hıçkırıklara boğularak ağlayacağım. İlk ağlattığın zaman nasıl ayaklarının üzerinde gördüysem seni, tekrar ayaklarının üzerinde gayet kendinden emin şekilde olduğunu görünce yine mutluluktan ağlayacağım.
Bak işte prensesim yeter ki sen buraya gelmeye ikna ol ve neler yapacağımı bir gör. Anneni nasıl kandırdığımı sana gururla anlatayım. Onu kazanabilmek uğruna neleri göze aldığımı tekrar tekrar bir hikâye gibi aklına kazıyayım. Bak prensesim sana anlatacak nelerim birikmiş. Lütfen o güzel gözlerinden mahrum etme beni. Ne kadar çabuk gelirsen o kadar uzun zamanı birlikte geçiririz. İpek saçlı prensesim şimdilik hoşça kal. Sabırsızlıkla ve büyük bir özlemle burada bekliyor seni BABAN :))



7 Mayıs 2012 Pazartesi

IYI KI DOGMUSUM BEN :))


İYİ Kİ DOĞMUŞUM BEN :))

“Vay be, zaman ne de hızlı geçiyormuş meğer” diyerek başlıyorum yazıma.
Geçmez dediğin zaman hızlıca geçiyor, kanayan yara akmaya devam ediyor ama yönünü sen tayin edebiliyormuşsun. Engellerin ne demek olduğunu öğrendiğim de ise açıyı değiştirmekmiş bütün marifet. Puslu bakan gözler, istediğinde net görebiliyormuş taa uzaktakileri ve derindekileri… Bunları nasıl öğrendim peki? Yaşayarak mı öğrenilir, yoksa büyüyerek mi? Büyümek yaşın ilerlemesi mi, adımların fazlalılığı mı? Sorular ise hayatın amacı ve öğrenmenin asıl gerçeği. Hayatın tüm olumsuzluğuna rağmen bozulmadım ya, dürüstlüğümle adım atabiliyorum ya, isteyen istediğini düşünsün ve konuşsun benim gönlüm gerçekten çok rahat.
Ama zaman geçtikçe geride bıraktıklarımı daha çok özlüyorum. Bu tatlı özlem artarak devam edecek yaşamım boyunca. O sevdiğin mangalı yaktığımızda hissettim en son bu duyguyu. Kara dayı nerede kaldı diyecektim ki nefesim kesildi. Dilimden kelimelerin dökülmesine izin vermedim. O damlaları içime akıttım ki üzmek istemedim o an kimseyi. Kadehimi havaya kaldırdığım da, çarpamadım ya senin kadehine ona üzüldüm işte. Kurtaramadım ya memleketi o sofrada seninle ona da üzüldüm işte. Soramadım ya “ne yapacağım şimdi” diye ona da üzüldüm. “Canım çok yandı be bu sefer, geçecek mi acaba” diye sorduğum da cevap alamadım ya işte ona daha çok üzüldüm. Ama bak on altı senede öğrettiklerin ne kadar da değerliymiş ki adımlarımı sağlam atmamı sağladı. Kararları doğru almamı sağladı. Şimdi de o senelerin üstüne koskoca on bir sene daha ekledik. Sensiz geçen kocaman on bir sene. En güzel yerden izlediğini biliyorum. Bazen kızıyorum sana ne acelen vardı bu kadar diye ama başka da bir şey yapamıyorum. Tatlı telaşlara kıs kıs gülüyorsun değil mi J Sana danışamadan yaşadığım her olay da biraz daha büyük adım attığımı görerek gururlandığını düşünmek istiyorum. Olsun be kara dayı senin adın yetiyor her zaman. O ada bir leke sürecek adımlar atmadık ya, o yüzden dimdik yürümeye devam ediyorum. Sen rahatla dinlen orada. Biz de böyle güzel günleri içimiz buruk ta olsa kutlamaya çalışalım. İyi ki doğmuşum. İyi ki senin oğlun olmuşum. İyi ki böyle bir aile kurmuşsun ve kıymetlilerini bana emanet etmişsin. Sen rahat ol, ben nefes aldığım sürece onlar en değerlim olacak. Rahat uyu KARA DAYI :))






Bugünlerime gelmemi sağlayan aileme teşekkürlerimi iletiyorum. Sizleri çok ama çok seviyorum…


4 Nisan 2012 Çarşamba

ERKEKLER ICIN KADIN DILI BUKCE



ERKEKLER İÇİN KADIN DİLİ BÜKÇE

Aramızda hala bükçe dilini duymayanların olduğunu görerek SEMA MARAŞLI' nın "Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz" adlı kitabında yazdığı Bükçe Dili' ni sizlere aktarmaya karar verdim. Ben duymuştum falan gibi şeyler dedikten sonra lütfen sayfayı kapatmadan sabır göstererek sonuna kadar okuyun ve hayatınıza uygulamaya başlayın, iyi okumalar :))
...
Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba olarak ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden oğluma telefon açtım, “Akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim.” dedim. Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum. Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki kızlar gözleriyle oğlumu süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı. Hoş beşten sonra konuya giriyorum.

-Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor. Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata ne anlatacağımı zannettiyse!

-Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.
-Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar modern olamadım.
Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif yaparak muhabbet edelim bakalım.

-Kaç dil biliyorsun oğlum sen?

-İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe’yle üç dil oluyor.

-Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar tarafından kullanılır. Sen buna “kadın dili” de diyebilirsin. Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya cıkıyor.

-Kadınların ayrı bir dili mi var?

-Tabii ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir, ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe’yi öğrenmeli.

- İyi de niye Bükçe?

-Çünkü kadınlar konuşurken, genellikle söyleyecekleri sözü net söylemezler. Eğip bükerler; onun için dilin adını “Bükçe” koydum.

-“Bükçe zor bir dil mi baba?” diye sordu gülerek.

-Bana bak, çok önemli bir konu ama eğleniyor gibisin, biraz ciddiye al. Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek bükçe konuşurlar sonra da senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor. Mesela Çinli bir karın var, sen karına sürekli Fransızca “seni seviyorum” diyorsun ama karın hiç Fransızca anlamıyor. Fransızca “seni seviyorum” un onun için bir anlamı yoktur. Ona Çince seni seviyorum dediğinde seni anlayabilir.

-Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar?

-Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından sözlerini de dolaylı söylüyorlar. İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.

-Bu konuda biz erkeklerden 1-0 öndeler yani?

-Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan, küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar. İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için leb deyip bekliyorlar. Hatta bazen, leb demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar. “Niye leb demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor?” diye canları sıkılır.

-Biz de bazen Canan’la böyle sorunlar yaşıyoruz. “Niye düşünmedin?” diye kızıyor bana.

-Kızarlar oğlum, kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendileri gibi düşünceli olmamızı beklerler, fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız, onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.

-Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?

-Var dedik ya oğlum, Bükçe’ yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?

-Hazırım baba.

-Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir. Biz erkeklerin on kelime ile anlattığı bir konu, Bükçe’ de en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu sana “Bugün bir elbise aldım.” diye söylemez. Elbise almak için dışarı çıktığından başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından, alırken yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikâye anlatır.

-Hikâye dili yani?

-Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, “Hikâye anlatma, ana fikre gel, kısa kes.” demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde bittin demektir. İster öyle de, istersen “seni sevmiyorum.” de. İki durumda da “seni sevmiyorum” demiş olacaksın.

-Ne alakası var baba “seni sevmiyorum” demekle “kısa anlat” demenin?

-Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.

-Bu önemli. Bükçe’ de dinlemek sevmektir diyorsun.

-Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkekler de imalı konuşuyoruz diye düşünürler ve gözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.

-Geçen hafta Canan bana “Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım.” dedi. Ben de “Böyle de iyisin.” dedim. Canı sıkıldı, bir kaç saat surat astı. “;Neyin var?” diye sordum. “Hiçbir şeyim yok.” dedi. Sence nerede hata yaptım?

-“Böyle de iyisin” derken o “de” ekini orda kullanmamalıydın. Canan bunu şöyle anlamıştır. “Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin.”

-Peki, ne demem gerekiyordu?

-Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardı r. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç unutmazlar. O gün “Hayatım sen zaten çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın yok.” deseydin, günün zehir olmazdı. Mesela bir gün kucağına oturup “Ağır mıyım?” derse sakın; Evet, biraz” falan deme “Hayır” de. Yoksa bir daha kucağına oturmaz.

-Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.

-Aferin oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.

-Ve asla unutmazlar, değil mi?

-Aynen öyle. Yıllar önce annene, annesi için “Biraz cimri.” demiştim. Hala “Sen benim annemi sevmezsin.” der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.

-Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.

-Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları anlayacaksın ama “Sen şunu mu demek istiyorsun?” diye asla yüzüne vurmayacaksın.

-Anladım. Anlayacaksın ama anladığını belli etmeyeceksin. Buna şöyle de diyebiliriz. O beni iğnelediğinde “Niye bana iğne batırıyorsun?” Diye sormayacağım, o iğneyi ben kendi kendime batırmışım gibi yapacağım.

-Güzel ifade ettin oğlum. Mesela dün öğlen annen beni aradı. “Akşama tok mu geleceksin?” diye sordu. Beni biliyorsun akşam yemeklerinde hep evdeyimdir. Kırk yılda bir dışarıda yerim onu da haber veririm. Tabi ben hemen anladım annenin ne demek istediğini. “Tok gel, yemekle uğraşmak istemiyorum” demek istiyor. Anladım ama tabi “Ne demek istiyorsun?” demedim.

-Dün çok yorulmuştu baba, düğün alışverişine çıkmıştık.

-Bunun pek çok sebebi olabilir. Yorulmuş olabilir, bir kabul gününden tok gelmiş olabilir, bin beş yüzüncü diyetine başlamış ve o gün yemekle uğraşmak istemiyor olabilir. Ama bunu biz erkekler gibi kısa yoldan “Canım benim karnım tok, sen de dışarıda bir şeyler ye, ya da yorgunum, gelirken bir şeyler getir yiyelim.” demez. Sanki böyle derse, iyi ev kadını rütbesi tozlanacak, mevki kaybedecek. İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. “Hayır, evde yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin?”dedim. “Tamam.” dedi. Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun dönerini de porsiyon yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde bu sıralar.

-Bu Bükçe’ de kısa konuşma yok mu baba?

-Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın, soruyorsun, “Neyin var?” diye. “Hiçbir şeyim yok.” diyorsa, aman bir şeyi yokmuş diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.

-Bükçe’ de “Hiçbir şey yok.” demek “;Çok şey var, benimle ilgilen.” demek oluyor, o zaman.

-Evet. Biz erkekler “Bir şey yok.” diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir şey vardır ama “Şu anda konuşacak bir şey yok.” diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için “Bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım.” demek istiyordur. Çok nadiren gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksın tabi.

-Bir arkadaşım da “Kadınların ‘Peki.’ demesi tehlikelidir” demişti.

-Doğru. Bir kadının ağzından çıkan kuru bir ‘peki’, ‘olur’, ‘tamam’ her zaman tehlikelidir. Bu Bükçe’ de “Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra çıkaracağım.” demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat pekinin yanında “Peki canım, olur hayatım” gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok.

-Zor bir dil baba.

-Yok yok gözün korkmasın, her yabancı dil gibi. İlk başlarda biraz çalışacaksın, pratik yapacaksın, bazen hatalar yapacaksın, dikkat edeceksin sonra otomatiğe bağlanırsın. Kolay yanı şu; senin bükçe konuşman gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.

-Anlamak da pek kolay değil ama.

-Korkma, o kadar zor değil. En önemli kuralları ben sana öğretiyorum zaten. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca, düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar ve konuşurken suçlayarak konuşurlar; fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz zannederler.

-Nasıl yani?

-Mesela, karın sana “Ne zamandır dışarı çıkmadık.” derse bunu suçlama olarak üstüne alma, canı seninle gezmek istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. “Daha geçenlerde gezmeye gittik.” gibi bir savunmaya girme. “Tamam, canım haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz.” de, konu kapanır.

Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.

-Küçük ama önemli detaylar.

-Aynen öyle. Mesela karın “Üşüdüm.” diyorsa, “Üstünü kalın giy.” demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.

-Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe’ yi. Ne kadar erken başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik belki.

-Haklısın, aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın neresinden dönülse kârdır.

-Not mu alsaydım… Epeyce detayı varmış dilin.

-Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük “Fark etmez.”dir. “Fark etmez” i kadınlar “Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap.” diye anlarlar.

-En değerli sözcük nedir?

-Sen bil bakalım.

-“Seni seviyorum.” herhalde.

-Evet, kadınlar “Seni seviyorum.” sözünü sık sık duymak isterler. Biz erkekler “;Söylemiştim, zaten biliyor.” diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.

-Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor bana.

-Zekân kesinlikle bana çekmiş. Ben de tam ona geliyordum. Davranışlar da çok önemli tabii. Kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl, televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek için kısacık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.

-Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.

-Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman alacak, zor ve masraflı şeyler değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir ama eğer sen hep alıp hiç vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.

-Tamam baba, bunlara dikkat edeceğim.

- Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı. Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya başladı. Az sonra geldi.

-Baba çok teşekkür ederim. Bükçe’ yi anlamaya başladım. Canan aradı. “Salonun perdeleri ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi baksak?” dedi. Tam “Fark etmez, sen seç.” diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi “Ev de perde de umurumda değil.” gibi anlayacağı aklıma geldi. “Tabii canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen.” dedim, çok mutlu oldu. Kendi seçecek.

-O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.

-Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım. Bana Bükçe’ yi öğretmeseydin halimi düşünmek bile istemiyorum.

-Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri gülsün...


28 Mart 2012 Çarşamba

IYI KI DOGMUSSUN UFAKLIK :)



İYİ Kİ DOĞMUŞSUN UFAKLIK   :)


Ne demek lazım acaba? Hangi kelimeleri bir araya getirerek doğum gününü kutlamak gerekir senin? Hayatımda ki yerin ile doğru bir tespite varıp sana aktarabilir miyim acaba en derininden? Fazla uzatmadan yazmaya başlayayım o zaman ki, seni sıkmadan tüm yazıyı okutabileyim. 

Bir bahar sabahı beni sessizlikler içinde bırakarak gitmişlerdi diyerek başlarsam yuh o zamandan bu zamana kadar anlatırsan sıkılıp okumam mı diyorsun yoksa? Tamam tamam ufaklık, o tatlı duruşundan başlıyorum o zaman. Kendimi tanımama sebep sensin bunu bil istiyorum. Yorgan altındaki o kıkırdamalar hiç unutulur mu diye devam ediyorum. Gözyaşları yanaklarımdan süzülürken ne oldu şimdi demeden sessizce silip yanımda oturmanı özlüyorum. Akıt onları ki senin ne kadar güçlü olduğunu göreyim demeni özlüyorum. Ya ben seninle birlikteyken bile özlemlerim çoğalmışken 82 gün sonra nasıl olacak duygularım? Benim küçüğüm gerçekten o kadar büyüdü mü diye sormayacak mıyım? En çok benim kanamayacak mı yüreğim? Ben su isterken bile hayata hazırlıyorum seni diyerek kime takılacağım. Canım sıkıldı hadi bir taksim havası alalım mı diye kime soracağım. Sen de bırakıp gittiğin zaman, kim benim sessizliklerimi dinleyecek? Yeter artık konuş demezler mi o sessizlikte? Bıktım bu sessizliğinden derlerse konuşabilecek miyim acaba tekrardan? Hadi tavuk yapayım dediğim zaman beşamel sosunu kim hazırlayıp üstüne dökecek? Olumsuzluklar peşimi bırakmadığında, anlatacak kimsem kalmadığında sen tekrar aynı şeyleri dinleyecek misin? Kardeşler arasına giren, bildiğimiz kâğıt parçasının üzerine çizilen resimlerle para adını alan nesne, gün geldiğinde bizim de aramıza girecek mi? Kulaklarım yara içindeyken 2 gün içinde geçmesi için kim sürecek o kremleri? Yaz günü öksürdüğümde kim kalkıp gecenin bir yarısında şurup alıp getirecek? Elimi aptalca burktuğum (?) zamanlarda kim eczaneden krem ve bandaj alıp gelecek? Oooo sayıp duracağım galiba böyle. Yaptıklarını görünce daha mı kötü oldum ben ya? Aslında onu bunu bırak ta ben gecenin bir yarısı bir yerlere saklanıp kimi korkutacağım?

Aslında sıramı mı vermeseydim acaba? O zaman vakitler birlikte geçerdi öyle değil mi? Ben kime karşı, kullanacağım kelimeleri düşünmeden söyleyeceğim? Aklıma geleni değil, ağzıma geleni söylediğimde bile arkanı dönüp çıktığın o kapıdan dolaşıp diğer kapıdan karşıma çıkışını özlemeyecek miyim? Üstat dememiş miydi “kardeş gönül aynası işte bakmasını bilene J” Ya işte biz aynamızı daha o zamanlar gözlerimizden ulaşarak görmedik mi seninle? Ne söylersek söyleyelim, ne yaparsak yapalım, o yüreklerin sadece iyiliğimizi düşünerek attığını gördüğümüz için ayırmadık dimi adımlarımızı, ne dersin? Sana kızıp sırtımı dönebilir miyim hiç ya? Gözümüzden süzülen yaşlarla büyümedik mi biz? Bir daha akmasına izin verir miyim sence? Sadece mutluluk için akmasını isterim onların. Acı yaşamadan kenetlenerek bir hayat sürmeyi isterim bir de. Mutlu ol be ufaklık. Hem de en kocamanından. Evhamı burada bırakarak yeni adımlarını atmaya çalış ama. Mutlu olmayı çok hak ediyorsun çünkü. Ayrıca ben senin küçüğün değilim tamam mı? Büyük olan benim tamam mı? Her seferinde bunu hatırlattırma bana! Senin bana değil benim sana kızıp bağırmam gerekiyor J
Zaten herkesin ağabeyi değil miyim
J Ağabey en çok bende durunca yakışıyor öyle değil mi ufaklık J İki yaş için mi ağabey diyorsun diyenlere inat duruşumuzu bozmadık biz öyle değil mi? Biz ağabeyliği yaşımızla değil duruşumuzla ortaya çıkardık öyle değil mi ufaklık? Boş ver beni be ufaklık. Bugün senin günün, doya doya çıkar tadını. Yapacağın her şeyi sonuna kadar hak ediyorsun sonuçta. Ne yaparsan yap, düşünmene, arkana bakmana gerçekten gerek yok. Çünkü adımlarını gözetleyen birileri (J) var…

İyi ki doğdun küçüğüm, beraber daha nice mutlu senelere ufaklığım…



8 Mart 2012 Perşembe

PROVALAR :)


Alıntıdır

PROVALAR J

Şükrederek huzurlu bir hayat sürmeye mi başladın. Yoksa etrafındaki her şeyden durmadan şikâyet mi ediyorsun?  Yaşayabildiğin güzel hayatın için şükretmeyi ihmal ederek mi günlerini geçiriyorsun? Düzgün giden bir yaşantım yok mu diyorsun? Ya bir an için her şey gerçekten ters gitmeye başlasa, nasıl bir hayatın olurdu? Zorlukları tam anlamıyla göğüsleyebilir miydin? Buna hazırlamış mıydın kendini? Yoksa bana hiçbir şey olmaz, çok güçlüyüm ve bu gücü kolayca kaybetmem mi demiştin. Burada anlatmak istediğime yavaşça geliyorum. Mesela gelirinizin bir günlük kazancı ile bir hafta geçirebilir misiniz? Çok yüksek geliri olanları ayrı kefeye koymuyorum, onlarında yaşantısı ona göre olduğu için farklı bakış açısı getirerek bir günlük harcamanızı, bir hafta da yapmaya çalışarak hayatınızı sürdürebilir misiniz diye soruyorum. İşte burada provalar başlıyor. O provayı yaparak, zorluğu yaşayarak ileride çekeceğin bir sıkıntıya karşı kendini hazırlamış oluyorsun. Kolayca yıkılmaman için temellerini güçlendirmiş oluyorsun. Maddi durumları böyle aşmaya çalışabilirsin. Ama sıkıntı sağlığınla ilgili olursa ne yapacaksın? Düşünsene kaza geçiriyorsun ve gözlerin görmemeye başlıyor. Sesleri duyabiliyor ama suretlerini göremiyorsun. Tatları hissediyor ama nasıl bir sofra hazırlandığını göremiyorsun. Güzel bir koku geliyor ama nasıl bir hazırlık evresi geçirdiğini göremiyorsun. Karşıdan karşıya geçmeye çalışıyorsun. Günlük hayatında kullandığın o beyaz bastonunla çok kısa bir mesafe için yalnız bir şekilde karşıya geçmeye çalışırken, bilgisiz biri geliyor ve şu bastonlu adam beni zaten görüyordur diyerek hızını azaltmıyor. Son anda senin kaçmadığını görüyor ama sana büyük bir hızla çarpıyor. Onun bilgisizliği, dikkatsizliği yüzünden hayatından da oluyorsun. Ya da gün geliyor işitme duyunu kaybediyorsun. İnsanlar karşında konuşuyorlar ama ne konuştuklarını duyamıyorsun. Televizyonda bir şeyler izlemeye çalışıyor ama altyazı olmadığı için yine bir şey anlamıyorsun. Ama son zamanda bu konuda duyarlılığını gösteren televizyonun asi çocuğu Okan Bayülgen’ in programını izliyorsan konudan kopmuyor ve anlatılanları anlamaya çalışıyorsun. Yine de insanlarla konuşamadığın için derdini tam anlamıyla anlatamıyor ve yazmaya çalışıyorsun. Yaşamdan işte orada kopmaya başlıyor ve zor da olsa yaşamaya çalışıyorsun. Ya da çok büyük bir kaza geçiriyorsun. Yaşama tutunmayı başarıyor ama kollarını ya da bacaklarını kaybediyorsun. Çevrendeki birinin yardımı olmadan hareket etme kabiliyetini kaybediyor, muhtaç bir hale geliyorsun. Şimdi anlayabildin mi engelli birinin hayatının ne kadar zor olduğunu? Gün içinde onlarla karşılaşarak, düşüncesizce hayatlarını zora soktuğunu? Belki de günün birinde senin başına gelecek ve bu zorluklarla sen karşılaşacaksın. İşte o gün gelmeden provalarımıza bunları eklemeye çalışmalıyız diye düşünüyorum. Onların karşılaştıkları zorlukları biraz olsun anlayabilirsek, bilinçlenerek onlara daha çok yardımımız olacağını sanıyorum. Ayrıca kendimizde de güçlenerek her şeye karşı daha duyarlı bir yapı elde edeceğimizi görebiliyorum. (görmek istiyorum)


25 Şubat 2012 Cumartesi

IYI KI DOGDUN :)


İYİ Kİ DOĞDUN   :)

Çok uzaklara giderken bıraktığın emanetlerinle birlikte, yaşam mücadelesini dimdik, ayakta ve başarılı bir şekilde tüm yüreğimizle devam ettirmekteyiz babacığım. Nasıl uzaklar diyebilirim ki gittiğin yerlere, öyle değil mi? Aslında çok daha yakın oraları, öyle değil mi? Tüm sevinçlerimi hep ilk sen öğrenmedin mi? Gittiğin o son günü aklımdan çıkarmak istesem de, hayal ettiğim yerlere vardığını düşündüğümde, o günü aklımdan çıkarmayarak orada kalmasını istiyorum. Zaman çok çabuk geçiyormuş bunu anladım bu geçirdiğimiz senelerde. Attığım adımlarda nefesini yanımda hissettiğimde daha sağlam atmaya başladım. Attığım adımların arkada kaldığını sen öğrettin bana. Yeni adımlarımla yeni yollar açabileceğimi de tabi ki. Kolay değil sen olmadan, adımları atabilmek. Kararlar alabilmek ve ne olursa olsun onların arkasında durabilmek. Zaman gerçekten çok göreceli bir kavrammış. Bir bakıyorsun, yaşadıkların aslında dün gerçekleşmiş gibi sonra da bir bakıyorsun koskoca 10 seneyi devirip 11’in içine girmişiz. İşte burada Aziz Nesin'in sözü aklıma geliyor: “Bazen insan öyle bir özlenir ki.. Özlenen bilse, yokluğundan utanır.” diye cümleler anlatamıyor hasretimi. Hasretlik, uzaklık, yokluk ve varlık her şey şimdi daha farklı yaşanıyor babacığım. Bunların en derininde hissetmeyi öğrenmişim meğer. Sen yanımda yok iken çekilen hasretlikmiş doğru olan. İyi ki doğmuşun büyüğüm. İyi ki gelmişim dünyaya ve senin gibi bir insanı tanıma fırsatına erişebilmişim. Bu özel günler benim için hala çok önemli büyüğüm. Ömrüm yettiği sürece de vazgeçecek gibi de durmuyorum. Bir bu konu da anlaşamıyorduk seninle herhalde. Olsun ya bir konuda da ayrım olsun aramızda. Acaba sorun yaşar mıydık diye çok düşünüyorum, babalarıyla tartışanları görünce. Olsaydı da tartışsaydık diyorum bazen. Kıymetini bilin, gidince ihtiyacınızı daha iyi anlıyorsunuz diyemiyorum kimseye, yanlış anlayacaklar diye. Onlar bana yaşadıkları sorunları anlattıkça, ben içimden gülüp geçiyorum. Ben ufacık bile olsa kavga edemiyorum diyemiyorum. Ara sıra sıkıntılar üstüme geldiğinde beni bunlarla sınama Allah’ım diye dua ediyorum. Sana anlatarak seni de üzmek istemiyorum. Bir şeye çok sevindiğimde de, heyecanlı bir şekilde sana anlatmayınca tam anlamıyla sevinemiyorum aslında. Duyguları hissederek yaşamak önemliymiş büyüğüm, bunu anladım. Ben zaten hiçbir duygumu üstünkörü yaşamadım. Tam anlamıyla parmaklarımın ucuna kadar, her zerresini yaşayarak öğrendim duyguların anlamını. İşte böyle özel bir günde de yine hissediyorum o duyguları. Biraz daha zaman alsaydın da, biraz daha vakit geçirseydik olmaz mıydı gerçekten? Yaşamdaki acıları öğreterek, hazırlayarak gitseydin olmaz mıydı? Hep bir acı yaşadıkça sana olan hasretim en üst boyuta ulaşmak zorunda mı? Aslında acılar o kadar fazla canımı acıtmıyor da, senden fikir alamamak yakıp dağlıyor yüreğimi büyüğüm.
Bunca yazıya ne gerek var aslında öyle değil mi, özledim ya işte en derininden daha ne diyeyim?

Tekrardan iyi ki doğdun babacığım ve gönül rahatlığıyla mutlu bir şekilde uyuyabilirsin büyüğüm…



BEN’I KAYBEDERSIN DEMEDIM MI? :)



BEN’İ KAYBEDERSİN DEMEDİM Mİ?

(---) Oraya gitme demedim mi sana, seni yalnız ben tanırım demedim mi?
Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben’im?
Bir gün kızsan bana, alsan başını, yüz bin yıllık yere gitsen, dönüp kavuşacağın yer ben’im demedim mi?
Demedim mi şu görünene razı olma, demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben’im asıl, onu süsleyen, bezeyen ben’im demedim mi? (---)

Şiirler o zamanlarda anlamışlar mıydı yaşanılacakları? Gidilen her yer artık çok mu uzak olacaktı? Kişi hiç kendinden kaçabilir miydi? Doğru muydu yazılanlar? O çeşme sana hayatı mı sunmuştu sonuna dek? Dönsen dolaşsan da doğrunun o yer olacağı kesin miydi? Yaşanılacaklar, gidilince pişmanlıklara mı bırakacaktı kendini? Başını yastığa koyduğunda, boğazına düğümleneni çözmen, yıllar mı alacaktı yoksa? Sen hayatın boyunca hep en kötüleri düşündüğün için seni yalnız bırakmadı olumsuzluklar. Sen olumsuzlukların içindeyken mutluluğu gösteren hep ben olmamış mıydım oysaki? Gittiğin de doğrulukları, güzellikleri sana hatırlatacak kim kalacaktı ki yanında? Pişmanlıkların içinde boğulman kaçınılmazken, nasıl isterdim orada kalmanı?

(---) Ben bir denizim demedim mi sana?
Sen bir balıksın demedim mi?
Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın, senin duru denizin ben’im demedim mi?
Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben’im, senin kolun kanadın ben’im demedim mi? (---)

Yaşamayı öğreten hep ben olmamış mıydım sana? Düştüğünde kaldıran hep ben olmamış mıydım? Acılarını azaltan olmamış mıydım? Adımlarını kiminle atmayı öğrendin ki sen? Gitmeni kolaylaştıranlar, yutkunduğun zamanlarda da beraber yutkunabiliyorlar mı acaba? Uçmaya çalıştığın zamanlarda kanatlarını nerede bıraktığın hiç mi aklına gelmeyecek? Burnunun direği sızladığında yarım kalan bir şeyleri hatırlamayacak mısın? Aklını çelenler umarım gün gelir yaşadığın pişmanlıkları da almayı becerebilirler. Çünkü sen acıların içinde, pişmanlıkların arasında kalmayı hiç hak etmemiştin oysaki.  

(---) Demedim mi yolunu vururlar senin, demedim mi tövbeni bozarlar senin.
Oysa senin ateşin ben’im, sıcaklığın ben’im demedim mi?
Türlü şeyler derler sana demedim mi?
Kötü huylar edinirsin demedim mi?
Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi?
Yani ben’i kaybedersin demedim mi?
Söyle, bunları sana hep demedim mi? (---)

Boşluklarda (---) yazılanlar Mevlana’nın eseridir…


YASAMIN GERCEGI :)


YAŞAMIN GERÇEĞİ   :)

Aslında bugün için çok farklı yazılar yazmayı düşünüyordum. Gece yarısı telefonla gelen haber ile bambaşka bir yazı yazmaya karar verdim.
Ne kadar da zordur kötü haberi verebilmek ve sonrasında o anı yaşayabilmek. Beklemediğin bir an, beklemediğin bir numara ve sonuç olarak gelen haber ile ahirete intikal eden birini daha öğrenmek. Bir canın bu dünyadan ayrıldığı için ardından hiçbir şey yapamadan sadece gözyaşı dökebilmek.
Birinin yaşamdan ayrılarak bir daha görememe anını ben üç yaşındayken tatmıştım. Dedem, harikulade insan, benimle vakit geçirmekten keyif alan kişi, yine beni eğlendirmek adına beni yanına alarak odun kırmaya başlamış ve ben onun odun kırmasını sayarken birdenbire devrilmişti ve ben ne olduğunu bile anlayamamıştım. Apar topar bir araba ile onu götürdüklerinde bir daha geri gelemeyeceğini hayal bile edememiştim. Sonrasında bu acıları yaşayarak büyümeye başladım. Sıra ile çevremdekilerin başına geliyor ve bir bir sevdiklerim yanımdan ayrılıyorlardı. Öyle vakitsizdi ki bu ayrılıklar asla inanasım gelmiyordu. Gencecik yaşta arkadaşın gidiyor sen nereye gittiğini bile soramıyordun. Belki de cevabını biliyor ama öğrenmek istemiyordun. Büyüklerden biri gittiğinde ise yanına gelenlerin sadece suratına bakarak acılarını anlamaya çalışıyordun. Günler o kadar hızlı geçiyordu ki birden bire kocaman bir adam oluyordun. Asla benim başıma gelmemeli diye dua ettiğin şeyler yavaş yavaş etrafında dolaşmaya başlıyordu. Sonra öyle bir an geliyordu ki, telefona inanmıyor, insanlara inanmıyor, koştukça koşuyordun ve onun sessizce uzanışını gördüğünde resmen yıkılıyordun. İnanabilir misin gerçekten onun seni yalnız bırakarak bir yerlere gittiğine? Bir insan nasıl çıkarabilir ki aklından, babasının o sessiz gidişini? İnsanlar gözyaşını görmesin diye yüreğini kanattığını? O toprağa koyarken canını bir yarısını da oraya koyduğunu? Sevdiğini kendi eliyle o toprağın altına koymayan bir insan ne kadar anlayabilir ki senin acını? Etrafa karşı dik durabilmek adına, yerin altında ne kadar derin temeller attığını anlayabilirler mi gerçekten? O sessizliğin içinde neleri gizlediğini gerçekten çözebilirler mi? Sonrasında her ahirete intikal eden bir kişiyi, dört kol üzerinde götürürken akıttığın gözyaşını silebilirler mi? Yaşadığın acıyı az da olsa hissedebilirler mi en derininde bir yerlerde? Yaşamı bırakmanın her türlüsü başka bir acıdır. Geride kalan için ise, yaşamayı tam anlamıyla öğrenmeye başlamanın tam zamanıdır. Bu acılar seni büyütür ve yaşama hazırlar. Sen onları yaşayarak güçlenirsin ve daha sağlam adımlar atmaya başlarsın. Gerçekten bu acıların daha en başında sayılırım. Tamam, bende büyük acılar yaşadım ama dik durmayı öğrenebildim. Bu gece gelen haber, başka bir yerimi kanattı bu sefer. Gencecik pırlanta gibi 9 ve 15 yaşında iki kız çocuğu. Artık hayata anneleri olmadan devam etmek zorundalar. Âşık olacaklar ama sevdiği insanı, annesine anlatamayacaklar. Onunla tanıştıramayacaklar. Birbirlerine hem annelik hem kardeşlik yapmayı öğretecekler. Bir daha onunla asla dertleşemeyecekler. Belki de acılarını birbirlerine bile belli etmeden yaşamaya çalışacaklar. Asıl o eş, başını yastığa koyduğunda acaba uykuya dalabilecek mi? Geçirdiği onca senenin ardından, onca sıkıntılara beraber göğüsleyebilmenin ardından, hayat arkadaşının onu yalnız bırakabilmesini kaldırabilecek mi? Bu acıları yaşamayan acaba anlayabilir mi acısının büyüklüğünü? Kelimelerin bittiği zamandayım. Ne dersem acı dinmeyecek, o yüzden acıyı zamanında tam anlamıyla yaşamalı ve sonrasında hayat gibi bir gerçeğin olduğunu unutmadan, acının içinde kaybolmadan,  sağlam adım atabilmeli insanoğlu.
Böyle kötü bir yazı yazmak istemedim hiçbir zaman. Her seferinde güzellikleri yakalamaya çalışıyorum. Bu sefer içim acıdığı için onu paylaşmak istedim. Kendinizi kötü hissetmeden siz de hayatınızda ki güzellikleri yakalayabilmek adına sevdiklerinize kocaman sarılın. Onları öpücüklere boğun. Sevdikleriniz sizin yanınızdan ayrılmamışken kıymetini bilin ve şükredin. Benden de bol bol selamlar söyleyin J

15 Şubat 2012 Çarşamba

DAHA IYI BIR YASAM ICIN 50 TAVSIYE



DAHA İYİ BİR YAŞAM İÇİN 50 TAVSİYE


İnternet sitesi High Existence’ın haberine göre daha iyi bir yaşam sürmek istiyorsanız bu 50 öneriyi dikkate alarak uygulamanız gerekiyor.


1- Her gün yeni bir şey ezberleyin
Şiir ve filozoflardan sözler hafızanıza iyi gelir. Şiir, özdeyiş, meşhur laflar ezberlendiğinde beynin hafıza kapasitesini artırıyor. Ayrıca kimin her zaman bir özlü söze ihtiyacı olmaz ki.


2- İhtiyacınız olmayan şeylerden kurtulun.
Koleksiyonculuk ve arşivcilik ruhu aslında sizi yoran faktörlerden biri. Bir de onları kaybederseniz stresiniz iki kat artar. Bu yüzden kaybetmekten üzülmeyeceğiniz şeyleri atın, sahip olduğunuz küçük eşyaları azaltın.


3- Sonsuz merak sahibi olun
Dünyayı balta girmemiş bir orman gibi görün. Ufak şeyleri bile büyük bir merakla inceleyin. Yeni şeyler deneyin, farklı çevreleri keşfedin. Dünya size bolca seçenek sunuyor. Bunun tadını çıkarın.


4- İnsanların isimlerini aklınızda tutun.
Çok insanla tanışmak sizin için her zaman avantaj. Ama onların isimlerini hatırlamıyorsanız bu avantajı yitirirsiniz. Yeni tanıştığınız insanların isimlerini çabuk mu unutuyorsunuz? Onlarla tanışırken size ismini söylediğinde bir daha tekrar ettirin ve sonra zihninizde kendiniz tekrar edin. Eğer hala sorun yaşıyorsanız yeni tanıştığınız kişilere kafiyeli lakaplar bulun.


5- Fit olun!
Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. Fit vücuda sahip insanların daha sağlıklı, kendine güvenli ve başarılı olduklarını araştırmalar ortaya koyuyor.


6- Geçmişi unutun
Geçmişi değiştiremezsiniz. Aynı muz kabuğuna defalarca basmıyorsanız geri dönüp geçmişe bakmaya gerek yok. Sadece geçmişten ders çıkarın bugün daha iyisini yapın gelecekte de başarılı olun.


7- Anı şimdi yaşayın
10 dakika öncesi bile geçmiştir. Anı yüzde 100 yaşarsanız daha çok mutlu olursunuz.


8- Daha sık gülümseyin
Yüzünüz gülümsediğinde beyniniz mutluluk hormonu olan serotonini salgılar. Kendinizi mutlu etmenin en doğal yolu gülümsemektir. Bazı insanlar güne iyi başlamak için 5 dakika aralıksız gülüyor. Unutmayın mutluluğun gülümsemeyi getirdiği gibi gülümsemek de mutluluk getirir.


9- Su için
Su içmek genel sağlık için çok faydalıdır. Gazlı içeceklerde besin değeri neredeyse sıfırdır. Bunun yerine bolca su için. Evet tadı size çok sade gelecek ama sonrasında suya bağımlı olduğunuzu göreceksiniz. Günde 10 bardak su sizin için idealdir.


10- Yaşamı ciddiye almayın
Küçük şeylere gülün. Göreceksiniz ki tüm hayat daha kolaylaşacak. Hatalarınızdan ve başarısızlıklarınızdan esprili şeyler çıkartın. Bunlardan ders aldığınız için mutlu olun. En önemlisi hoşlandığınız şeyleri yapmaya gayret edin. Hayat katı kuralları olan bir mesai değildir.


11- Pozitif şeyler düşünün
Negatif şeyler düşünürken kendinizi bulduğunuzda hemen bu düşünceleri kafanızdan atın. Gerekirse yüzünüze bir tokat atın. Sürekli mutluluğa erişmek ve başarılı olmanın yolu pozitif düşünceden geçer.


12- Kitap okuyun
Açıklamaya ihtiyaç yok. Daha çok kitap okuyun hayat görüşünüzü genişletin.


13- Güneşe çıkın
Süpermen uzaya uçtuğunda güneş ışınlarıyla tekrar enerjisini kazanıyordu. Siz de evinizin kapısından çıkıp kendinizi güneşe bırakabilirsiniz.


14- Yardımsever olun
Yardımlaşmanın zincirleme etkisine güvenin. Eğer birine yardım ederseniz o da başkasına veya size yardım eder. Yardım etmek insan ilişkilerinizi güçlendirebilir. Yardımseverlik dünyadaki en tatmin edici duygulardan biridir. Bu yüzden karmaya inanın.


15- Endişenizi geri plana atın
İşte çalıştığınızda ya da hayattan keyif aldığınız zamanlarda endişelenmeyi bırakın. Bu odaklanmanızı sağlayıp zamanınızı iyi kullanmanızı sağlar. Endişelerinizi gün içinde geri plana attığınızda daha mutlu olacaksınız. 


16- Her zaman dürüst olun
Yalanlar sorun yaratmaktan başka işe yaramazlar. Güvenilen biri olarak tanınmanın faydasını toplumda çok görürsünüz.



17- Daha az uyuyun
Uykuyu ayarlamak ne kadar süre uyuduğunuzdan daha önemli. Uyku döngünüze dikkat edin. Günde sadece 2 saat uyuyup dingin hissedeceğiniz uyku döngüleri de mevcut.


18- Hedeflerinizi ve hayallerinizi belirleyin
Birçok insan amaçsızca çalışır. Kusursuz hayatınızda neler olduğunu belirleyin. Onlara ulaşmak için doğru adımı atın. İnsanlar daha iyisi için çalıştığında daha mutlu olan varlıklardır.


19- Bakış açınızı değiştirin
Gerekirse doğru karar vermenizi sağlayacak kişisel gelişim kitaplarını okuyun.


20- Güne hemen başlayın
Uyandıktan sonra sizi mutlu edecek, iyimser hissetmenizi sağlayacak şeyler yapın. Güne pozitif bir ruh haliyle başlayın.


21- Yakma metodunu uygulayın
Sizi endişeye sürükleyen şeyleri bir kâğıda yazın. Sonra kâğıdı yakıp yok oluşunu izleyin. Bundan sonra kafanızdan endişeyi kolayca attığınızı göreceksiniz.


22- Seyahat edin
Seyahat etmek, hayatınıza değişiklik getiren en heyecan verici aktivitelerden biridir. Farklı kültürleri gözlemlemek ufkunuzu genişletir. Yaşamanıza yön verir.


23- Lastik bant metodunu uygulayın
Önerilerimize rağmen kötü düşünceleri kafanızdan atamıyor musunuz? Bileğinize lastik bir bant bağlayın ve negatif düşündüğünüzde lastiği çekip bırakın. Bu koşullanma tekniği size acı verse de negatif düşünceye yönelmenizi engelleyecek.


24- Başkalarının laflarından etkilenmeyin
Birçok insan başkalarından kendisi hakkında kötü bir şey duyduğunda üzülür. Ancak kötü biri değilseniz size söylenen yanlıştır. Hakkınızda kötü bir şey duyduğunuzda onun yanlış olduğunu bilin ve ciddiye almayın.


25- Mutluluk kitapları okuyun
Mutluluğa ulaşmanızı sağlayacak yazıları takip edin. 


26- Affetme özelliğinizi geliştirin
Başkalarının hatalarını affetmek ilişkilerinizi güçlendirir. Hınç duymak size bir şey kazandırmaz. Uzun süre kızgın kalmak sizi mutlu hissettirmez. Affetmek zihninizi tazelerken ilişkilerinizi iyileştirecek.


27- Başkalarını özel hissettiren bir kişi olun
Kibarlığınız ve sempatikliğinizle tanının. Yanınızdakileri özel hissettirecek küçük şeyler yapmaktan kaçınmayın.


28- Rüyanızı kontrol edin
Uyku kendinizi iyi hissettirir ama bir yandan da sıkıcıdır. Hatırlayabileceğiniz güzel bir rüya görmek ise sizi mutlu eder. Başka gezegenleri gezmek, uçmak rüyanızda da olsa iyi hisler uyandırır. Bilinçaltınızla iletişim kurduğunuzda kendinizi daha mutlu hissedeceksiniz.


29- Hayal edin
Eğer şikâyet ederseniz kendinizi daha fazla şikâyet edeceğiniz bir duruma sürüklersiniz. Olmak istediğiniz kişiyi, hedeflerinize ulaştığınızı her gün hayal edin. Bunu sizi kimsenin rahatsız etmeyeceği, sessiz bir yerde yapın.


30- Her gün 30 dakika meditasyon yapın
Günlük hayatta herkes herkesle telefonlarla, internetle bağlı. Çok az insan sessizliğin tadını çıkarabiliyor. Zihninizi temizlemek ve vücudunuzu rahatlatmak için meditasyon yapın. Doğada bir yerde oturun ve nefes alıp hiçbir şey düşünmeyin. Başlangıçta zor olsa da yılmayın. Meditasyon sonrası kendinizi daha iyi hissedeceksiniz.


31- Aklınızı kontrol etmeyi öğrenin
Kendi düşüncelerinizi kontrol edemezseniz nasıl mutlu olabilirsiniz? İnsan zihni bilinçli bir düşünce akışı olarak tanımlansa da çoğu insan düşüncelerini kontrol edemez. Daha önce bahsettiğimiz negatif düşünce kovma tekniklerini uygulamak düşüncenizi kontrol etmenizde yardımcı olur.


32- Duygularınızı kontrol etmeyi öğrenin
Kendinizi mutsuz eden tek insan varsa o da sizsiniz! Sözlerden ve yapılan hareketlerden etkilenmenin kararını siz veriyorsunuz. Bunu çözdüğünüzde gelecekte negatif düşünceye kapıldığınızda bu düşünceden daha kolay sıyrılacaksınız.


33- Hızlı okuma dersi alın
Kitaplar bilgi hazinesidir. Hızlı okuma ise daha fazla zamanı olmayanlar için bilgiye ulaşmanın kolay yoludur.


34- Rahat olun!
Çalışmak hayatımız için önemlidir. Evet ne kadar çalışırsak o kadar kazanıyoruz belki de. Ama oksijen olmadan mum da yanmaz. Her gün kendinize, rahatlamak için zaman ayırın. Çalıştığınız için kendinizi ödüllendirin.


35- Bıraktığınız ilk izlenim üzerinde çalışın
İyi bir el sıkışma, kısa konuşmalar ilk kez buluştuğunuz biri için önemli. Bu yüzden bunları sıkı bir şekilde çalışın. Eğer "Tanıştığıma memnun oldum" dan başka bir cümleniz yoksa kötü bir izlenim bırakırsınız. Kim bilir karşınızdakiyle belki iş yapacak ya da evleneceksiniz.


36- Gözlerinizi iyi kullanın
Konuşurken karşıdaki kişiyle göz kontağı kurun. Başka yerlere bakmak kendinden emin olmadığınız anlamına gelir. Bunun yerine konuşurken karşınızdakine gözlerinizi dikin. Keskin bakışlar için aynada çalışma yapın. Yüz kaslarınızı gevşetmek için tek kaşınızı kaldırmaya çalışın.


37- Gizemli olun
Konuşma sırasında hakkınızdaki tüm detayları ortaya dökmeyin. Hakkınızda gizem olması sizi çekici kılar. Karşınızdakilere tümden yabancı da olmayın. Ama James Bond gizemi oluşturmaya çalışın.


38- Bir slogan bulun
"Hayatı dolu dolu yaşa" ya da "Carpe Diem" gibi kendinizi özetleyen bir slogan bulun. Ancak bu sloganlar gibi yaygın ve klişe olmasın. Karşınızdakini çarpan bir slogan bulun. Sloganınız ne genel olsun ne de karşınızdakinin anlayamayacağı kadar özel... 


39- İyi yaptığınız bir şey bulun
Mesleğinizi iyi yapmanız sizi çekici yapmaz. Hobi ya da tutku... Çok iyi yapabildiğiniz aktiviteler bulun. Sörf yapma ya da kısa film çekme... Aklınıza ne gelirse... Ama tutkuyla yaptığınız ve sizi hayran bırakacak aktivitelere yönelin.


40- Karın kaslarınızı çalıştırın
Tüm kaslar bir tarafa karın kasları en önemlisidir. Vücudunuzun merkezini simgeler. Vücut dengenizin tamamı neredeyse karın kaslarından gelir. Fiziksel sağlığınız için de göbek bağlamamanız karın kaslarınızı geliştirmeniz çok önemli.


41- Zihninizi açık tutun
Klişeler insanın beynine ket vurur. Her gün aynı işe gideriz, aynı arkadaşlarla takılırız. Bu bizi güvenli hissettirse de beynimiz için olumlu etkide bulunmaz. Beyninizi çalıştıracak aktiviteleri ihmal etmeyin. Sudoku çözün, model araba alıp parçaları birleştirin. Fiziksel antrenmanlar gibi zihinsel antrenmanları da es geçmeyin.


42- Yatmadan önce ve uyandıktan sonra ilham verici şeyler okuyun
Favori kişisel gelişim kitabınızdan ilham verici pasajlar okuyun. Böylece uyku öncesi ve uyandıktan sonra çok iyi bir ruh haline kavuşursunuz.


43- Sevdiğiniz şeyi yapın
Birçok insan hayatını olabildiğince para kazanmak için harcar. Oysa hayata bir kez geliyoruz. İstekleriniz doğrultusunda çalışıp para harcamak kötü bir şey değildir. İsteklerinizi takip edin. Sadece emekliliğinizde mutlu olmak yerine şimdi mutlu olun.


44- Arkadaşlarınızı akıllıca seçin
Zamanınızın çoğunu geçirdiğiniz arkadaşlarınız size uygun mu? Sizin değerlerinizi benimsiyorlar mı? Sizi hedeflerinize ulaştırmak için cesaretlendiriyorlar mı? Bu soruları olumlu cevaplamanız için hayat tarzınıza bakın. Hayat tarzınıza uyan arkadaşlarınızı seçin. Sizi olumlu yönde etkileyen arkadaşlara hayatınızda yer açın.


45- Köprüleri yakmayın
İlişkileriniz kötüye gidiyorsa sakın her şeyi sonlandırmayın. Örneğin işinizden ayrılacaksınız. Sakın patronunuzla tüm bağları koparacak sözler söylemeyin. Onlara ne zaman ihtiyaç duyacağınızı tahmin edemezsiniz. Ayrıca dünyada nefret edecek şey de çok. Neden ilişkide olduğunuz insanlara nefret kusasınız ki?


46- Günlük tutun
Başlangıçta bu öneri kulağınıza çok monoton gelebilir. Fakat bir kere günlük tutmaya başladığınızda hayatınızı ve düşüncelerinizi nasıl organize etmede faydalı olacağını göreceksiniz. Ertesi günü yapacaklarımız çoğumuzun kafasını gece yarısı bile meşgul ediyor. Peki neden bunları yazıp daha organize olmayalım?


47- Düşünce kontrolünü öğreten kitaplar okuyun
Kişisel gelişim kitaplarında düşünceleri kontrol edip hayat felsefemize yansıtmamıza yardım edecek bilgiler yer alıyor. Bunları araştırın ve okuyun.



48- Bilinçaltınızı kullanmayı ve bilinçaltınıza güvenmeyi öğrenin
Günün sessiz bir vaktinde aklınızdan geçen sözcükleri değil içinizden gelen sesi dinleyin. MANTIĞINIZIN sizi hata yapmaya zorlamasına izin vermeyin.


49- Karizmatik bir kişilik geliştirin
Çevresi geniş insanlar her zaman yaşamlarını eğlenceye çevirebilir. Bu insanlardan biri olmak için görünümünüze önem verin. Akıcı konuşma dersleri alın. Yaratıcı espriler öğrenin. Sosyal ortamlarda ilgi çekecek davranışları öğrenin. Her şeyden önemlisi zaten karizmatik biri olduğunuza inanın. İnanç ilk adımdır, gerçeklik inancı takip eder.






ve son tavsiyeye geldiğimizde ise,




50- AŞKA İZİN VERİN
Eğer hayatınızın gerçek ustası olmak istiyorsanız, her davranışınızda sevgi olmasına izin verin. Arkadaşlarınızı, ailenizi sevin. Hatta düşmanınıza da sevgi gösterin. Bu belki de en zor gerçekleştirilebilen önerimiz. Ancak bir kez bunu başardığınızda etrafınızdakiler tarafından lider biri olarak görüleceksiniz.