KARANLIĞIN GÜNEŞİ OLMAYA GEL :)
Kendim olmayı unuttum galiba.
Karşında biri olduğunda nasıl davranılıyordu ki? Bu baştan savma adımlar ne
zaman başladı? Hiç mi öğrenemedin yoksa. Nasıl bu kadar “odun” olunur desek
daha doğru olur herhalde. Tekrar adım atmayı mı öğreteceğim yani sana? Ama doğru,
“unuttum” ile başladık cümleye. Nerede hani sürprizler? Ne oldu, korkuyor musun
yoksa? Korku neden kaynaklanıyor peki, düşünebiliyor musun? Karşındakinden ses
çıkmayınca ondan mı korkuyorsun yoksa? Neden rahatsız ediyorsun ki onu? Senin
orada olduğunu görmüyor mu sanki? İlla hatırlatman gerekiyor kendini dimi? Ters
bir şey söylemesini ve kırılmayı istiyorsun herhalde. Tamam ya sen unutmuşsun
her şeyi anladık, hatırlamadığına göre hadi başa dönelim o zaman:
GÜLÜMSE. İşte en güzel yaptığın
şey bu, öyle değil mi? Gülümsemek aslında ilk adım değil mi? Suratındaki
gülümseme yetmez ama hiçbir zaman. Karşındakini inandırman için yüreğinden
gelmeli o gülümseme. Parmakların da gülümseyerek akmalıdır satırlara. Dil
inandıramıyorsa gülümsemeleri, o zaman parmaklar anlatmalıdır duraksızca. Satırlar
diyince aklına gelen, cümlenin sonuna koyduğun iki nokta bir parantezden kahkaha
atıyorsun sanki! Hadi at bakalım kahkahaları satırlarda da görebilecek sanki
birileri. Yapabileceğini düşünüyor musun? Gözlerden yaşlar akar iken, satırlar
da ağlayabiliyorsa, kahkaha zamanında da gülmeli satırlar. E hadi o zaman. Gülümsesene
ya, hadi durma lütfen, sana diyorum işte at şöyle bir içinden gelerek kahkaha.
Bak ya hala duruyor musun yoksa? Satırları buraya kadar okuyup, ne diyor bu mu
diyorsun hala? İlk kahkahanı at ve yazıya devam et. Bakalım farklılık
yaratabildik mi, devam edip görelim o zaman!
Ben ne yazıyordum, nereye
gelmişim ya! Ne anlatmak isterken, neler anlatmaya başlamışım. Biraz zorlayalım
bakalım düzelebilecek mi kelimeler?
Kapadım işte gözleri sonunda. En
sonunda yapılması gerekeni en başta yaptım bu sefer. Farklılık ta bu olsun o
zaman. Gözlerinin derinliklerine attım işte ilk adımımı. O gözler olsun
derinliklerin sahibi. İzin versin ki boğulmayayım derinliklerinde. Ben bu adım
ile başlattım unuttuklarımı ve sıramı savmış oldum. Senin karşında ise koca bir
karanlık var, bunu unutma. İlk önce kapıyı aralayarak başla bakalım. Çok mu
karanlık içerisi? Gerçekten hiç mi bir şey gözükmüyor orada? Aslında daha ilk adımın
ile başladı aydınlanmaya. Karanlığın bir güneşe ihtiyacı vardı ve hadi güneş
olmaya gel o zaman. Sen aydınlattıkça güzellikler ortaya çıkacak. Ne gördüğünü
düşündün ki sen güzelliklerden başka? Aydınlatamayacağını ve karanlığı
istemediğini mi söylüyorsun? Bir dene bakalım adım atmayı. Belki de farklı çarpacak bu sefer, kim bilir?
Heyecan mı istiyorsun? Yeter
artık diyeceksin.
Mutluluk mu istiyorsun? Daha önce
bulamamışım diyeceksin.
Sevgi mi istiyorsun? Daha önce
duymamışım diyeceksin.
Peki, başka ne istiyorsun?
