11 Eylül 2012 Salı

OLMADI BU SEFER YA...

Malzeme Enstitüsü

Olmadı bu sefer kardeşim ya…

Günler geçtikçe, haberler duyurular derken “yaralı kurtulmuş” gibi bir haberde gelmeyince boğazım resmen kurudu ya. Nefesi bile zor alır hale geldim. Gözlerimi kapadığım anda o sandıkları taşıma anını düşünmeye, kafamda canlandırmaya başlıyor “NEDEN” sorusunu aklımdan atamıyorum. 11 Ağustos günü telefondaki 58 dakika 12 saniyelik konuşmamız aklımdan çıkmıyor. Neleri alacağını konuşuyorduk. Oraya gittiğinde yapacaklarını, başına gelebilecekleri anlatmaya çalışıyordum. Her şeyi en ince detayına kadar nasıl olmalı diye konuşurken geçen zamana aldırmıyorduk bile. Ne güzel yerler çıktığından bahsediyor ve hatta askerliği bitirip gelecekten bile konuşmaya başlamıştık. Nişan yapmaktan, evlilik tarihlerinden hatta geldiğinde nerede çalışmaya başlayıp, nerede yaşama konusuna kadar bile gelmiştik. Emir altında olduğundan canın sıkılacak ve bu yüzden sakın üzme diyordum anneni ve yengeyi. Hatta Seçil de biraz anlayış göstersin ki, çünkü o psikoloji zordur ve beraber atlatmanız gerekiyor gibi konuşmalar yapıyorduk. İşte şu hat iyi falan, konuşmanız rahat olur. Şunları yap vakit daha hızlı geçer gibi konuşma uzadıkça uzuyordu. Hayırlısıyla geç Afyon’ a, ziyarete geleceğim diyordum bir de. Olmuyor be kardeşim, hala inanmak dahi istemiyorum.

Beraber adım atmıştık Tübitak’ taki çalışma hayatımıza. Çay molalarına çağırdığımda bile “yok abi ya, Sabri bey şu işi bitirmemi istedi” diyerek gelemiyordun yanıma. Yemekte bile zor görüşür hale gelmiştik. Verilen görevleri en doğru ve güvenilir şekilde çalışmayı hayatımızın ilkesi edinmiştik. Sabahları ilk karşılaştığımızda ellerimizi yumruk yaptıktan sonra birbirimizi sarsarak sarılmamızı daha şimdiden özlemeye başladım ya. Hadi çaylar benden, poğaçalar senden diyerek yaptığımız o iş günlerinde ki kahvaltılar hep gözümün önüne geliyor.

Orada da verilen görevi en doğru ve güvenilir bir şekilde yaptığını tahmin edebiliyorum. Ama olayın akıbetine geldiğimde beynim “NEDEN” sorularıyla paramparça olmaya devam ediyor. O gece orada yapılmaması gerektiği halde sana o görevi verenler, bu görevi uygulatanlar, bu görevin zorluğunu bildiği halde yirmi küsur günlük askere (onlar profesyonel asker diyerek) o sandıkları taşıtanlar her iki cihanda da savunmalarını yapamayacaklar.

Sorular o kadar fazla ki sen olmayınca, cevapları vermeye çalışanlarda öküzlükten ileri gidemiyorlar. Kim ne anlatırsa anlatsın, verilen cezalar ya da uygulanmaya çalışılan yaptırımlar seni bize geri getirmeyecek. Babana kavuştuğunu düşünerek en güzel yerde bizi izlediğini biliyorum. Senin hakkını bizler hiçbir zaman ödeyemeyeceğiz.

Sen bu vatana hizmet uğruna yıllarca tüm zorluklara rağmen en güzel şekilde fizik mühendisliği gibi zor bir bölümü bitir. Sonra Türkiye’ nin sayılı kurumlarından birinde çalışmaya başla. Ardından yüksek eğitimine ara vermeden yine en başarılı şekilde devam et. Sonra hayatını düzene sokmak uğruna askerlik hizmetini yapmak için karar ver ve bu göreve başla. Sonrasında ise bizi NEDEN sorularıyla yalnız bırakarak ortadan kaybol.

Hadi be aslanım, hadi be kardeşim dön artık ve “BEN BURADAYIM” diye bağır bize de kendimize gelelim…