![]() |
| Malzeme Enstitüsü |
Olmadı bu sefer
kardeşim ya…
Günler geçtikçe, haberler
duyurular derken “yaralı kurtulmuş” gibi bir haberde gelmeyince boğazım resmen
kurudu ya. Nefesi bile zor alır hale geldim. Gözlerimi kapadığım anda o
sandıkları taşıma anını düşünmeye, kafamda canlandırmaya başlıyor “NEDEN”
sorusunu aklımdan atamıyorum. 11 Ağustos günü telefondaki 58 dakika 12
saniyelik konuşmamız aklımdan çıkmıyor. Neleri alacağını konuşuyorduk. Oraya
gittiğinde yapacaklarını, başına gelebilecekleri anlatmaya çalışıyordum. Her şeyi
en ince detayına kadar nasıl olmalı diye konuşurken geçen zamana aldırmıyorduk
bile. Ne güzel yerler çıktığından bahsediyor ve hatta askerliği bitirip
gelecekten bile konuşmaya başlamıştık. Nişan yapmaktan, evlilik tarihlerinden
hatta geldiğinde nerede çalışmaya başlayıp, nerede yaşama konusuna kadar bile
gelmiştik. Emir altında olduğundan canın sıkılacak ve bu yüzden sakın üzme
diyordum anneni ve yengeyi. Hatta Seçil de biraz anlayış göstersin ki, çünkü o
psikoloji zordur ve beraber atlatmanız gerekiyor gibi konuşmalar yapıyorduk.
İşte şu hat iyi falan, konuşmanız rahat olur. Şunları yap vakit daha hızlı
geçer gibi konuşma uzadıkça uzuyordu. Hayırlısıyla geç Afyon’ a, ziyarete
geleceğim diyordum bir de. Olmuyor be kardeşim, hala inanmak dahi istemiyorum.
Beraber adım atmıştık Tübitak’
taki çalışma hayatımıza. Çay molalarına çağırdığımda bile “yok abi ya, Sabri bey
şu işi bitirmemi istedi” diyerek gelemiyordun yanıma. Yemekte bile zor görüşür
hale gelmiştik. Verilen görevleri en doğru ve güvenilir şekilde çalışmayı
hayatımızın ilkesi edinmiştik. Sabahları ilk karşılaştığımızda ellerimizi yumruk
yaptıktan sonra birbirimizi sarsarak sarılmamızı daha şimdiden özlemeye
başladım ya. Hadi çaylar benden, poğaçalar senden diyerek yaptığımız o iş
günlerinde ki kahvaltılar hep gözümün önüne geliyor.
Orada da verilen görevi
en doğru ve güvenilir bir şekilde yaptığını tahmin edebiliyorum. Ama olayın
akıbetine geldiğimde beynim “NEDEN” sorularıyla paramparça olmaya devam ediyor.
O gece orada yapılmaması gerektiği halde sana o görevi verenler, bu görevi
uygulatanlar, bu görevin zorluğunu bildiği halde yirmi küsur günlük askere (onlar
profesyonel asker diyerek) o sandıkları taşıtanlar her iki cihanda da
savunmalarını yapamayacaklar.
Sorular o kadar fazla
ki sen olmayınca, cevapları vermeye çalışanlarda öküzlükten ileri gidemiyorlar.
Kim ne anlatırsa anlatsın, verilen cezalar ya da uygulanmaya çalışılan
yaptırımlar seni bize geri getirmeyecek. Babana kavuştuğunu düşünerek en güzel yerde
bizi izlediğini biliyorum. Senin hakkını bizler hiçbir zaman ödeyemeyeceğiz.
Sen bu vatana hizmet
uğruna yıllarca tüm zorluklara rağmen en güzel şekilde fizik mühendisliği gibi
zor bir bölümü bitir. Sonra Türkiye’ nin sayılı kurumlarından birinde çalışmaya
başla. Ardından yüksek eğitimine ara vermeden yine en başarılı şekilde devam
et. Sonra hayatını düzene sokmak uğruna askerlik hizmetini yapmak için karar
ver ve bu göreve başla. Sonrasında ise bizi NEDEN sorularıyla yalnız bırakarak
ortadan kaybol.
Hadi be aslanım, hadi
be kardeşim dön artık ve “BEN BURADAYIM” diye bağır bize de kendimize gelelim…
