Kadınları her zaman en dayanıklı varlıklar
olarak görmüşümdür. Belki gerçekten çok ama çok dayanıklılar ya da gerçekten
çok süper bir oyunculuk örneği sergiliyorlar. Mesela, buz gibi bir havada bile
eteklerini giyip, altına sadece çoraplarını giyerek dışarı çıkabiliyorlar.
Saatlerce topuklu ayakkabıları ile dolaşabiliyorlar. Belki de çok eziyet
çekiyorlar ama asla belli etmemeye çalışıyorlar. Herhangi bir olaya üzüldüklerini
belli etmemek adına kendilerine hep yeni bir iş bularak vakitlerini
geçirebiliyorlar. Bunları, sadece etrafına en güçlü olduğunu kanıtlamak adına
yaptıklarına inanıyorum. Tamam, bazı zamanlarda çok kolay ağladıklarını
görebiliyoruz. Buna da ağlanır mı canım, dediğimiz zamanlarda bilin ki onlar
aslında göremediğimiz, hissedemediğimiz şeylere ağlamaktadırlar. Aslında
içlerinde o kadar da çok şeyler biriktirirler ki siz bile inanamazsınız. Her
seferinde aynı şeyleri konuşmaktan bıktığımız zamanlarda, aslında
konuşamadıklarımız, onlar için bir birikim olmuştur. Tamam, artık bunları
atlattı, bir daha asla açmaz, farklı konulara odaklanmaya çalışmalıyım. Nasılsa
her şeyi konuştuk ve ben ona bu üzüldüğü konuları unutturmayı başarabildim, dediğimiz anda hayatımızın hatasını yapmışızdır. Çünkü kadınlar hiçbir zaman en
ufak bir şeyi dahi unutmazlar. Sadece, kendilerine yeni bir oyalanma konusu
bulmuşlardır. O konu nasıl olsa kapandı, fakat bu yeni konu da ne çabuk ortaya
çıktı da şimdi bu yeni konu hakkında tartışıyoruz dediğimiz zamanlarda, önceki
olayı tam kapatamadığımızdan dolayı tartışma konularımız çoğalmaya başlamıştır.
Bunun farkına varmalıyız. Fakat daha gün bile geçmeden o konuları tekrar açarak
ağlamaya, gözyaşı dökmeye başlamışsa bilin ki siz onun için çok farklısınızdır.
Çünkü sizin yanınızda gerçekten söylediği konuya ağlıyorsa yani rahatlıkla
hangi konuya gözyaşı döktüğünü kesinlikle biliyorsanız, o kişi size kalbini
sonuna kadar açmış demektir ve sizin o yüreği acıtmadan, sadece anlattığı yeri
tamir etmeniz gerekmektedir. Bazen bu sadece susmakla bile yapılabilmektedir.
Çünkü o kişi, sizi kaybetmek istemediği için yeni konular gelmeden, o konuyu
geçiştirmeden, sonuna kadar sadece o konu hakkında sizinle konuşmak değil
sadece bir paylaşım istemektedir. Siz yüreğinizin sıcaklığını karşı tarafa
geçirebildiğiniz anda ya da gözlerinizin onun gözlerinde kaybolmasını
sağlayabildiğiniz anda konuşmanın hiç ama hiçbir değeri yoktur. O sıcaklık her şeyi sonuca
kavuşturabilmektedir. Ama o sıcaklığı verebilmek asla göründüğü kadar kolay bir
şey değildir. O sıcaklık öylesine bir duygudur ki, anı yakalayamadığımız
anlarda, ya yakıp yok edebiliriz ya da yanıp yok olabiliriz. Dengeyi
kurabildiğimiz anda ise yanan taraflar ortak duygulara sahip olacağından dolayı
içten gelen mutluluk duygusuyla kavrulurlar. Fakat yanlışlıkla hassas olduğu
yerlerin dışına çıkarak dokunmaya çalışırsak, dengeyi kaçırıp ateşimizle onu yakarak
sonsuza dek kaybedebiliriz. O çizgi çok ama çok incedir. Siz onun mutlu olması
adına kendinizden ödün vererek yanmayı göze almışken, aslında dengeyi
tutturamayarak siz bile ne yaptığınızın farkına varmadan onu çok uzaklara
göndermişsinizdir. İşte duyguların açığa vurulduğu an ise, burada ortaya
çıkmaktadır. Siz yüreğinizi ortaya koyup kavrulmasına izin verebilirken onun bu
ateşten kaçması sizin mi hatanızdır, yoksa onun doğrusu mudur? İkisi de aynı yola çıkıyor öyle değil mi? Bunun cevabını
aramaya kalktığınız anda ise hayatınızın en büyük hatasını yapmaya
başlıyorsunuz demektir. Çünkü başta da dediğim gibi bir dengenin
içerisindesinizdir. Karşılıklı dengede cevap aramaya kalktığımızda ise o diyagramdan
dışarı asla çıkamayacağımız gibi baş ile son arasında dönüp duracağızdır.
Burada başlamıştık dediğimiz yerin karşısında burada sonuç olmalı diye düşünürüz
ve tam buldum dediğimiz anda tekrar başa dönmüşüzdür. Bu yüzden bir adım atarak
o dengenin dışarısına çıkıp bakış açımızı değiştirmemiz gerçeğine varmalıyız.
İşte o zaman kendimizin bir şeyleri kurtarmak adına çabaladığını görürüz. Fakat
karşı tarafın, etrafına karşı güçlü olmak adına, hayatına devam etme mücadelesi
verdiğini ve asla o ateşte kavrulmayı göze alamadığını görebildiğimiz zaman,
içimizde ki duygularımızın o çizginin dışına asla çıkmadığını ve aslında o
çizgiyi göremeyerek her zaman çizginin dışında adım atan kişinin karşı taraf
olduğunun, farkına varabildiğimizde olgunlaşmaya başlamışızdır. Yürüdüğümüz
çizginin aslında, onun çizgisinin kenarındaki taşan nokta olduğunu asla
anlamamışızdır. Her zaman bir adım önde olmaya çalışmışızdır. Ona zarar
verebilecek her şeyden korumak adına, yanmanın nasıl bir duygu olduğunu tatmak,
ya da ölümün o sıcaklığını hissetmek adına her şeyi göze alabilmişizdir. Adımım
onun önünde olmalı ki onu korumalı ve asla onun incinmesine izin vermemeliyim
diye düşünürüz. Fakat siz hep ileri gitmeyi düşünürken kaçırdığınız yerler, yan
taraflardan gelen tehlikeler olmuştur. Bu tehlikeler onun zedelenmesine sebep
olduğu zamanlarda ise sizin onun için hiçbir şey yapmadığınızı düşünür ve
sonrasında yürüdüğünüz yolda yalnız kalmışsınızdır. Aslında neden hep bir adım
önde yürüdüğünüzü asla bilemeyecektir. İşte burada da yüreğiniz rahat olmalıdır.
Çünkü o yan tehlikelerin bile etkisini azaltmaya çalıştığınız halde o
adımlarını değiştirmişse yapabilecek hiçbir şey kalmamıştır. O yönünü
değiştirerek kendince güçlü olmayı seçmiştir. Bu güçlü olabilme yeteneğini ise
etrafına kanıtlamak zorundadır. “Ben çok doğru bir karar vererek beni
koruyamayan bir kişiden uzaklaştım ve adımlarımı sağlam atabiliyorum” imajını
verebilmelidir. Yoksa herkes onu aciz görecek ve “nasıl da yıkıldı” diyeceklerdir.
Karşı tarafın neden hep bir adım önde olmaya çalıştığını hiçbir zaman
anlayamayacaktır. Unutmayın siz adımlarınızı sağlam ve doğru yolda attığınız
sürece elbette hedefe ulaşacaksınızdır. Elbet gün gelecek, neden bir adım önde
olduğunuzu ve yan tarafa karşı daha dikkatli yürüdüğünüzü görebilecektir. Ama o
gün geldiğinde adımı beraber attığınız kişi o değilse sizi çok geç anlamış ve
sizde adımlarınız çoktan hızlandırmış olacaksınızdır. Son olarak soracağım bir soru ise; o kişi güçlü ve yıkılmaz kişiliği ile gurur duyan taraf olmalı mıdır?
02.01.2012 - 23.50

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder