3 Şubat 2012 Cuma

DENGEDE DURMAK ÇOK MU ZORDUR :)

Kadınları her zaman en dayanıklı varlıklar olarak görmüşümdür. Belki gerçekten çok ama çok dayanıklılar ya da gerçekten çok süper bir oyunculuk örneği sergiliyorlar. Mesela, buz gibi bir havada bile eteklerini giyip, altına sadece çoraplarını giyerek dışarı çıkabiliyorlar. Saatlerce topuklu ayakkabıları ile dolaşabiliyorlar. Belki de çok eziyet çekiyorlar ama asla belli etmemeye çalışıyorlar. Herhangi bir olaya üzüldüklerini belli etmemek adına kendilerine hep yeni bir iş bularak vakitlerini geçirebiliyorlar. Bunları, sadece etrafına en güçlü olduğunu kanıtlamak adına yaptıklarına inanıyorum. Tamam, bazı zamanlarda çok kolay ağladıklarını görebiliyoruz. Buna da ağlanır mı canım, dediğimiz zamanlarda bilin ki onlar aslında göremediğimiz, hissedemediğimiz şeylere ağlamaktadırlar. Aslında içlerinde o kadar da çok şeyler biriktirirler ki siz bile inanamazsınız. Her seferinde aynı şeyleri konuşmaktan bıktığımız zamanlarda, aslında konuşamadıklarımız, onlar için bir birikim olmuştur. Tamam, artık bunları atlattı, bir daha asla açmaz, farklı konulara odaklanmaya çalışmalıyım. Nasılsa her şeyi konuştuk ve ben ona bu üzüldüğü konuları unutturmayı başarabildim, dediğimiz anda hayatımızın hatasını yapmışızdır. Çünkü kadınlar hiçbir zaman en ufak bir şeyi dahi unutmazlar. Sadece, kendilerine yeni bir oyalanma konusu bulmuşlardır. O konu nasıl olsa kapandı, fakat bu yeni konu da ne çabuk ortaya çıktı da şimdi bu yeni konu hakkında tartışıyoruz dediğimiz zamanlarda, önceki olayı tam kapatamadığımızdan dolayı tartışma konularımız çoğalmaya başlamıştır. Bunun farkına varmalıyız. Fakat daha gün bile geçmeden o konuları tekrar açarak ağlamaya, gözyaşı dökmeye başlamışsa bilin ki siz onun için çok farklısınızdır. Çünkü sizin yanınızda gerçekten söylediği konuya ağlıyorsa yani rahatlıkla hangi konuya gözyaşı döktüğünü kesinlikle biliyorsanız, o kişi size kalbini sonuna kadar açmış demektir ve sizin o yüreği acıtmadan, sadece anlattığı yeri tamir etmeniz gerekmektedir. Bazen bu sadece susmakla bile yapılabilmektedir. Çünkü o kişi, sizi kaybetmek istemediği için yeni konular gelmeden, o konuyu geçiştirmeden, sonuna kadar sadece o konu hakkında sizinle konuşmak değil sadece bir paylaşım istemektedir. Siz yüreğinizin sıcaklığını karşı tarafa geçirebildiğiniz anda ya da gözlerinizin onun gözlerinde kaybolmasını sağlayabildiğiniz anda konuşmanın hiç ama hiçbir değeri yoktur.  O sıcaklık her şeyi sonuca kavuşturabilmektedir. Ama o sıcaklığı verebilmek asla göründüğü kadar kolay bir şey değildir. O sıcaklık öylesine bir duygudur ki, anı yakalayamadığımız anlarda, ya yakıp yok edebiliriz ya da yanıp yok olabiliriz. Dengeyi kurabildiğimiz anda ise yanan taraflar ortak duygulara sahip olacağından dolayı içten gelen mutluluk duygusuyla kavrulurlar. Fakat yanlışlıkla hassas olduğu yerlerin dışına çıkarak dokunmaya çalışırsak, dengeyi kaçırıp ateşimizle onu yakarak sonsuza dek kaybedebiliriz. O çizgi çok ama çok incedir. Siz onun mutlu olması adına kendinizden ödün vererek yanmayı göze almışken, aslında dengeyi tutturamayarak siz bile ne yaptığınızın farkına varmadan onu çok uzaklara göndermişsinizdir. İşte duyguların açığa vurulduğu an ise, burada ortaya çıkmaktadır. Siz yüreğinizi ortaya koyup kavrulmasına izin verebilirken onun bu ateşten kaçması sizin mi hatanızdır, yoksa onun doğrusu mudur? İkisi de aynı yola çıkıyor öyle değil mi? Bunun cevabını aramaya kalktığınız anda ise hayatınızın en büyük hatasını yapmaya başlıyorsunuz demektir. Çünkü başta da dediğim gibi bir dengenin içerisindesinizdir. Karşılıklı dengede cevap aramaya kalktığımızda ise o diyagramdan dışarı asla çıkamayacağımız gibi baş ile son arasında dönüp duracağızdır. Burada başlamıştık dediğimiz yerin karşısında burada sonuç olmalı diye düşünürüz ve tam buldum dediğimiz anda tekrar başa dönmüşüzdür. Bu yüzden bir adım atarak o dengenin dışarısına çıkıp bakış açımızı değiştirmemiz gerçeğine varmalıyız. İşte o zaman kendimizin bir şeyleri kurtarmak adına çabaladığını görürüz. Fakat karşı tarafın, etrafına karşı güçlü olmak adına, hayatına devam etme mücadelesi verdiğini ve asla o ateşte kavrulmayı göze alamadığını görebildiğimiz zaman, içimizde ki duygularımızın o çizginin dışına asla çıkmadığını ve aslında o çizgiyi göremeyerek her zaman çizginin dışında adım atan kişinin karşı taraf olduğunun, farkına varabildiğimizde olgunlaşmaya başlamışızdır. Yürüdüğümüz çizginin aslında, onun çizgisinin kenarındaki taşan nokta olduğunu asla anlamamışızdır. Her zaman bir adım önde olmaya çalışmışızdır. Ona zarar verebilecek her şeyden korumak adına, yanmanın nasıl bir duygu olduğunu tatmak, ya da ölümün o sıcaklığını hissetmek adına her şeyi göze alabilmişizdir. Adımım onun önünde olmalı ki onu korumalı ve asla onun incinmesine izin vermemeliyim diye düşünürüz. Fakat siz hep ileri gitmeyi düşünürken kaçırdığınız yerler, yan taraflardan gelen tehlikeler olmuştur. Bu tehlikeler onun zedelenmesine sebep olduğu zamanlarda ise sizin onun için hiçbir şey yapmadığınızı düşünür ve sonrasında yürüdüğünüz yolda yalnız kalmışsınızdır. Aslında neden hep bir adım önde yürüdüğünüzü asla bilemeyecektir. İşte burada da yüreğiniz rahat olmalıdır. Çünkü o yan tehlikelerin bile etkisini azaltmaya çalıştığınız halde o adımlarını değiştirmişse yapabilecek hiçbir şey kalmamıştır. O yönünü değiştirerek kendince güçlü olmayı seçmiştir. Bu güçlü olabilme yeteneğini ise etrafına kanıtlamak zorundadır. “Ben çok doğru bir karar vererek beni koruyamayan bir kişiden uzaklaştım ve adımlarımı sağlam atabiliyorum” imajını verebilmelidir. Yoksa herkes onu aciz görecek ve “nasıl da yıkıldı” diyeceklerdir. Karşı tarafın neden hep bir adım önde olmaya çalıştığını hiçbir zaman anlayamayacaktır. Unutmayın siz adımlarınızı sağlam ve doğru yolda attığınız sürece elbette hedefe ulaşacaksınızdır. Elbet gün gelecek, neden bir adım önde olduğunuzu ve yan tarafa karşı daha dikkatli yürüdüğünüzü görebilecektir. Ama o gün geldiğinde adımı beraber attığınız kişi o değilse sizi çok geç anlamış ve sizde adımlarınız çoktan hızlandırmış olacaksınızdır. 


Son olarak soracağım bir soru ise; o kişi güçlü ve yıkılmaz kişiliği ile gurur duyan taraf olmalı mıdır?

02.01.2012 - 23.50

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder