3 Ekim 2012 Çarşamba

NASIL ANLATILABILIR ACABA YASANILAN DUYGULAR...


Nasıl Anlatılabilir Acaba Yaşanılan Duygular...


Sabah kalkıp kahvaltı sofrasına oturunca duymuştum ilk haberini. Afyon’ da patlama oldu ve çok sayıda şehidimiz var, ilerleyen saatlerde isimlerini açıklamaya başlayacağız diye söylüyorlardı. İsimler belli oldu altyazısı geçince ise ilk defa isimlere bakmak istemedim. Hayatıma kaldığı yerden devam etmeye çalışıyordum. Açıklanan isimler ile ilgili haberleri duydukça yolumu değiştirerek kaçmaya çalışıyordum. Ta ki telefonum çalmaya başlayıncaya kadar. Telefondaki arkadaşımla gayet normal bir şekilde açıp konuşmaya başladım. Kötü bir haber var diye söyleyince, lütfen SÖYLEME dedim Lütfen bana kötü bir şeyler olduğunu söyleme dedim. Yalan olduğunu, doğru olmadığını söyle dedim. Ama çoktan haberi almıştım bile. Yıkılmamak için olduğum yere çöktüm ve kendimi toplamaya çalıştım. Yanlış bir haber olduğunu, isim benzerliği olduğunu ispatlamak için elimden geleni yapmaya çalıştım. Çünkü isminin başına yakıştıramıyordum onu. Zorda olsa elimden telefonu bırakmadan internet sayfalarını karıştırıyor araştırmaya çalışıyordum. Hangi sayfayı açsam büyük harflerle, kimi yerde UMUT, kimi yerde ÜMİT olarak geçiyordu adın. Meslekte de yanlışlık olunca tamam işte o değil demeye çalışıyordum ki illa bir yerlerden seni anlatmaya çalışıyorlardı. Hep bir yerlerden çıkacağını, patlamada orada değildim demeni bekledim ama yine haberler kötüydü. İsimler eşleşmeye başlamıştı bile. Yapamadım işte olmadı, ispatlayamadım. İçtima da ismin okunduğunda orada olmadığın ortaya çıkmıştı bile çoktan. Tüm haberlerde, toplanan parçaların kimliklerinin DNA sonuçlarıyla ortaya çıkacağını söylüyorlardı. DNA eşleştirmeleri için bir anneden örnek alan doktora öyle cümleler kurmuştu ki bir anne. “ Saçları da yanmış mıdır yavrumun, eğer yanmadıysa ben onu kokusundan tanırım” diye söylediğini duyan birinin burnunun direği sızlamaz mıydı acaba? O yirmi beş vatan evladının yakınlarını kimse düşünmüyordu bile. Yakınlarını geçtim, sadece analarını bile düşünseler yeterdi ama acımasızca haberlere devam ediyorlardı. Evladının bedenini bekleyen analara, parçaların tabuta konulup lehimlenerek gönderileceğini bağıra bağıra anlatıyorlardı. Günler geçti sonuçlar açıklandı. 16 Eylül Pazar günü ikindi namazını müteakip seni ve diğer arkadaşlarını uğurlayacağımızı söylemişlerdi. O Pazar sabahı erkenden kalkıp hazırlanmaya başladım. Öğlen saatinde evinin önünde seni uğurlamaya gelenler ile beklemeye başladım. Gidemedim annenin yanına. Onun gözlerinin içine bakıp ta konuşmaya cesaret edemedim. Seni aşağıda beklemeye çalıştım. Hareketlilik başlayınca geldiğini anladım. Ağır ağır kapının önüne geldiğinde ise annenin sesiyle paramparça oldu içim. Ablanın “KARDEŞİM” diye seslenmesiyle ise söyleyecek bir söz bile bulamadan sadece yutkunabildim. O kapının önündeki herkes, gün gelecek çoğu şeyi unutarak hayatlarına devam edebilecek. Peki ya annen! Sabah kalkıp odanın önünden unutarak geçebilecek mi? Su içmek için bardak almaya uzandığında senin bardağını gördüğü zaman o suyu rahatlıkla içebilecek mi? Televizyon izlemek için oturduğunda senin koltuğunu görüp kim bilir nerelere dalıp gidecek? Elbiseni koklamadan uykuya dalabilecek mi? Her şeye rağmen senin o güzelliklerin içine gittiğini düşünmek bile insanın hayata sıkıca sarılmasını sağlıyor. Camide annenin yanına gelerek taziyelerde bulunan devlet büyükleri annenin gözlerinin içine bakarak vatan sağ olsun diyebilse de artık kimse onlardan bir şey istemiyor. Ekranların önünde boyunu göstererek bir yerlere gelinmez elbette ve bunlar bu canların haklarını iki cihanda da veremeyecekler. Biz kendimizi yetiştirmek uğruna bin bir zorluklara göğüs gersek te yukarıdakilerin ağzından çıkan iki kelime ile canlarımızı verebiliyoruz.
Hatırlar mısın büyümenin ne demek olduğunu konuştuğumuz zamanları. Beş sene öncesinde ne kadar da büyümüş görüyorduk kendimizi ama zamanın gösterdikleriyle büyüyeceğimizi yeni anlamaya başlamıştık. Biz bir kere babamızın yokluğuyla büyümüştük. Askerlik te ikinci büyümemizi yapacaktık. Ama sen oyunu bozarak daha büyük olmayı seçtin. Ne diyeyim ki sana şimdi? Yine aynı soruyu sorayım o zaman ben sana. Sadece tek kelime: NEDEN?




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder